“Cellat uyandı
yatağında bir gece
“Tanrım” dedi, “Bu ne zor bilmece!
Öldükçe çoğalıyor adamlar
ben tükenmekteyim öldürdükçe”
Ataol BEHRAMOĞLU
34 yıl önce, 1973 yılının 18 Mayıs’ında bahar yaprak döktü,
Mayıs buza tuttu bir yiğidin yüreğinde ve Mayıs, üzerine
dökülen kara yazılarla bir kez daha utandı “kaderci”lerimizin
kara sayfalarından, boynunu büktü dağlar... Dağların boynu
büküklüğü, “aşkın gözyaşı”nın gözyaşı dökmesi, 24 yaşındaki
genç ve yiğit bir önderin zemheri gecelerinde kardelence açıp
güneşe gömülmesindendir.
Ama Mayıs isyan etmeyi de öğrendi; bir küheylan gibi şaha
kalktı, kartal gibi yücelere çıktı, buluştu gökyüzüyle, öpüştü
güneşle...
Mayıs, kendisini ezenlere karşı yüceltenlerden olan
İbrahim KAYPAKKAYA
ile gururlandı! Başı dik Mayıs’ın, gururla bakıyor diğer
aylara, İbrahim’le öğretmenleşti ve burjuvazinin korkusunun
zirvesi oldu Mayıs...
ÇORUM’DA GÜNEŞİN DOĞUŞU...
1948* yılında Çorum’un yoksul bir köyünde yoksul bir köylünün
çocuğu olarak doğan İ. Kaypakkaya, ilkokulu Alacahöyük’te
bitirdi. Öğretmeni Mehmet Yıldırım’ın Kaypakkaya’nın babası
Ali’ye oğlu İbrahim’in çok zeki ve çalışkan bir çocuk olduğunu,
mutlaka öğretmen olması gerektiğini ısrarla telkin etmesi
sonucu 1960-61 döneminde Hasanoğlan Öğretmen Okulu’na kaydını
yaptırır. Okulu başarıyla bitirir ve burs kazanan birkaç
kişiden biri olur. 1965-66 döneminde Çapa Yüksek Öğretmen
Okulu’nun “Lise Son” bölümüne öğrenci olarak gelir.
Aynı okulun “Fikir Kulübü” 21 Kasım 1967 Salı günü kurulur ve
tahmin edebileceğiniz gibi geleceğin proleter önderi de
kurucular arasındadır ve başkan seçilmiştir. Halit Koçer
sekreter olurken Mehmet Çetin de sayman olur. Aynı gün
“Kuruluş Bildirgesi” yayınlayan KAYPAKKAYA, özetle bildiride
şöyle demiştir:
“Sömürenlere karşı ilk Kurtuluş Savaşını vermiş olan bir
ulusun çocuklarıyız. Fakat ulusumuz yeniden sömürgenlerin
kucağına düşürülmüştür. Mutlu bir azınlık ve bunların dış
ortakları yararına bağımsızlığımız satılmıştır. (...) Türk
ulusu ikinci bir kurtuluş savaşıvermek zorundadır. Bu savaş
başlatılmıştır. Bu savaş toplumcu bir savaştır. Yani dış
sömürgenlerle birlikte olanların içerideki ortaklarına da
karşı olan bir savaştır. İşte kulübümüzün amaca gençlerin
kendilerini sınırsızca değiştirebileceği bir düzenin kurulması
için gereken bu toplumcu savaşa gücü oranında katkıda
bulunmaktır” (Bkz: Turhan Feyizoğlu, İBO, İbrahim KAYPAKKAYA,
sf. 22)
Bu bildiriyi kaleme alan, her anlamıyla bir önder olduğunun
sinyallerini daha 18 yaşındayken veren İbrahim KAYPAKKAYA’dan
başkası değildir... Evet, kısa alıntısını yaptığım bu bildiri
18 yaşındaki “İBO” tarafından yazılmıştır. Araştırmacı,
sorgulayıcı, meraklı, dikkatli.. 18 yaşlarında ülke
sorunlarına duyarlı olunca tarih ona bulunduğu her alanda
“ÖNDERSİN” diyerek görev verdi o da layıkıyla yaptı, tarihi
utandıran kimi sahtekarın, kimi hainlerin ve kimi korkakların
tersine tutup çenesinden tarihin, dik yaptı başını.
KAYPAKKAYA’nın kaya gibi sağlam iradesine ve bilgisine hayran
oldu tarih!
Kaypakkaya’nın yayınladığı bu bildiri, Bilir
Kişi(liksiz)lerden faşizmin satın alıp kapı kulu yaptığı Prof
Sulhi Dönmezer, Prof Recai G. Okandan ve Asistan Dr. Kayıhan
İçel tarafından 26 Ocak 1968 tarih ve 968 / 59 dosya sayılı
raporlarında “Siyasal suç unsuru” oluştuğu belirtilerek
adliyeye sevkleri sağlanmış, dava açılmış ve “yatılılık
hakları” da ellerinden alınmıştır. Ama çapa Yüksek Öğretmen
Okulu Öğrencileri Fikir Kulübü ile Fikir Kulübü Federasyonu
İstanbul Sekreterliği aynı bildiriyi kelimesi kelimesine
yayınlayarak olayı protesto ederler.
Okulda “Siyaset
ile ilgili duyuru” dağıtılır. Bildiride özetle okul
yönetiminin ağır baskısından söz edilmekte ve akademik hak
isteminde bulunmaktadırlar. Sonuç olarak okul müdürü Aydın
Doğan imzasıyla İbrahim KAYPAKKAYA başta olmak üzere toplam on
öğrenci kovulurlar.
İ.Ü. Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nde eğitime devam eder
KAYPAKKAYA... Yine devrimci oturumlar, dernekler, bildiriler,
protestolar.. Haksızlığın olduğu her yerdedir.. Yaşıtları ve
devrimci çevre arasında entelektüel seviyesinin yüksekliği,
araştırmaya doymazlığı ve örgütleme yeteneği ile derhal
kendini gösteriyordu. Adeta “ayaklı kütüphanedir”! Hem
öğretmen, hem öğrencidir KAYPAKKAYA...
Önder KAYPAKKAYA’yı devrimci düşüncelerle öğretmenlerinden
biri olan Musa OKAY tanıştırmıştır.
Artık yatağına sığmayan bir seldir proleter önder; taşkın
enerjisiyle çevresine de güç vermektedir.
6cı FİLO, DEFOL!
Amerika’nın gezgin karakolu olan 6cı Filo 1 haftalık bir süre
için İstanbul’a gelmiştir. 1 hafta boyunca 6cı Filo binlerce
kişinin katılımıyla protesto edilir. 1 hafta sonra devrimci
gençlik ve değişik işçi örgütlenmeleri “Emperyalizme ve
Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü” isimli bir gösteri düzenlerler.
Yaklaşık 40 bin kişi toplanmıştır. Tabi ki önder KAYPAKKAYA ve
yoldaşları da protestonun içinde yer alırlar.
Fındıklı ve Beşiktaş camilerinde önceden hazırlıklı bir
şekilde bekleyen şeriatçı gericiler, emperyalizme ve faşizme
karşı yürüyüş yapan devrimci gençlerin önüne geçerler ve “Vur,
Allah için vur! Komünistleri geberteceğiz!” diyerek saldırıya
geçerler. İki kişi ölür, birçok kişi yaralanır, onlarca kişi
gözaltına alınarak işkenceden geçirilir.
Önder KAYPAKKAYA’nın doğrudan yönettiği ve katıldığı devrimci
eylemlerin dokümanını tutma düşüncesinde olmadığım için
yazının akışı içinde sadece birkaç tanesine değineceğim. Çünkü
eylemler, bir “sonuçtur”. Neyin sonucudur? KAYPAKKAYA’nın
benimsediği ve bizlere de öğrettiği ideolojik / siyasal
düşüncelerinin bir sonucudur. Bu yüzden ağırlığı bu yöne
vermek istiyorum. Çünkü KAYPAKKAYA akıl almaz enerjisiyle
Ege’de, Trakya’da ve Marmara Bölgelerinin bir çok yerinde;
okullarda, işyerlerinde, sokakta dur-durak bilmeksizin çok
yönlü çalışan bir önderdir.
TİP ve MDD
Örgütlü bir mücadelenin bilimselliğinden gelen kararlı
savunuculuğu, daha o dönemlerde anti faşist kitlenin önemli
bir bölümünü bağrında toplayan Türkiye İşçi Partisi (TİP)
içinde yer almasıyla kendini göstermeye başlamıştı.
Kruşçev revizyonizminin etkisinde olan ve bu etkiyi önemli
oranda Türkiye’ye taşıyan reformist TİP, iflah olmaz bir
parlamentarizmin savunucusuydu. TİP’nin bu olumsuz anlayışına
ilk karşı duruş MDD’ciler (Milli Demokratik Devrimciler)
olarak adlandırılan ve başını Mihri Belli’nin çektiği grup
oldu. M. Belli, TİP’nin reformizmine karşı “devrim” diyordu
ama bunu da yine Nasır örneğini (sanki sosyalistmiş gibi!)
vererek, ve; TİP gibi reformlarla filan değil de “asker-sivil
aydın zümre” ve küçük burjuva radikal devrimcilerin
gerçekleştireceği (sol cunta da dahil) “devrim” (!) savındaydı.
MDD’cilerin önemli bir bölümünü ise bağrında toplayan ve
başını Doğu Perinçek’in çektiği PDA (Proleter Devrimci
Aydınlık) hareketiydi. KAYPAKKAYA da bu hareketin içinde yer
alıyordu.
1970 yılı mücadelenin gittikçe ivme kazandığı yıl oldu. Gün be
gün kitleleri sarıyordu. Önder KAYPAKKAYA, Trakya
Değirmenköy'de toprakları için ağaya karşı mücadele eden
köylülerin arasındaydı ve bu direnişte yer alan diğer devrimci
önder Cihan Alptekin ile birer konuşma da yaptıkları bu
direnişten dönerlerken polis tarafından tutuklandılar ve
işkenceden geçirildiler.
MDD’ci güçler sonradan ve esas olarak Aydınlık dergisinin 1970
yılının Ocak ayı içinde “Aydınlık Sosyalist dergi” ve
“Proleter Devrimci Aydınlık” olarak yayınlanmasıyla ayrılırlar.
15-16 HAZİRAN OLAYLARI**
“Fabrikalar bizim, tarlalar bizimdir
Emperyalist malı bankalar bizimdir
Kurtuluş bizimdir yok olmak sizindir
Örgütlen saflara gel dizi dizi”
15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, KAYPAKKAYA’nın da artık
gözünü zirveye diktiği bir dönüm noktasıdır. Bu muazzam işçi
direnişinden muazzam dersler çıkaran İbo, artık “şahan
bakışlarını” dağların tepesinden güneşe dikmiştir: Bu büyük
direnişin on binlerce bireyinden, sıra neferlerden biri olan
KAYPAKKAYA Demir-döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Petriks, Ege
Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer, Derby ve daha
onlarca işyerindeki işçilerle birlikte olduğu için iyice
tanınıyor, tanındıkça saygınlığı büyüyor, büyüdükçe
bilinçleşiyor, bilinçleştikçe de önderleşiyordu.
Bu önemli direnişin ertesinde örgütlü mücadele verdiği ve Doğu
Perinçek’in başını çektiği Türkiye İhtilalci İşçi Köylü
Partisi (TİİKP) yönetimi ile 15-16 Haziran Büyük İşçi
Direnişi’nin analizlerinde konusunda ters düştü. KAYPAKKAYA
“Halk Savaşı” derken PDA revizyonistleri reformda
diretiyorlardı.
KAYPAKKAYA’nın “Halk Savaşı”nda ısrarcı ve haklı olmasının
kökeni, aslında Çin’de Başkan Mao tarafından başlatılan
yeryüzünde hala “tek” olma özelliğini koruyan Büyük Proleter
Kültür Devrimi’dir; bu devrim, dünyaya “68’liler” olarak
damgasını vuran kuşağa damgasını vurmuştur. ***
Gittiği her yer için ayrıntılı bir rapor hazırlayarak
analizler yapan ve ona göre taktik ve strateji belirleyen İbo,
1971 yılı başlarında Çorum ve çevresinde yaptığı çalışmaları
“Çorum İlinde Sınıfların Tahlili” başlıklı bir incelemeyi
kaleme aldı.
AYRILIĞA DOĞRU
1971 yılı, sadece devrimci mücadelenin yükseldiği bir yıl
değildir; bu yıl, yükselen devrimci mücadeleyi bastırmak için
cuntanın gerçekleştirildiği bir yıldır da... Sıkıyönetim
altında tüm grevler, boykotlar, gösteriler yasaklanarak halkın
gırtlağı cuntacılar tarafından sıkılmaya başlanmıştır. Askeri
faşist cunta, adeta bir “sürek avı” başlatarak devrimcilere
yöneldi. Demokratik nitelikli kitle örgütleri kapatıldı. Ülke
çapında binlerce anti faşist, devrimci, demokrat insan
işkencelerden geçirilip tutuklanırken onlarcası da katledildi.
KAYPAKKAYA arananlar listesindeydi.
12 Mart Askeri faşist cuntasının değerlendirilmesinde de TİİKP
yöneticilerinin açık revizyonist, teslimiyetçi tavrını gördü.
DOĞU ANADOLU BÖLGE KOMİTESİ (DABK)’NİN OLUŞUMU
TİİKP, Doğu ve G. Doğu bölgelerinde çalışmalar yapmak için bu
Oral ÇALIŞLAR, İbrahim KAYPAKKAYA ve Muzaffer ORUÇOĞLU’ndan
oluşan üç kişilik bu komiteyi oluşturdu. Diyarbakır, Urfa ve
Adıyaman bölgelerinden Muzaffer sorumlu olurken Malatya ve
Tunceli bölgelerinden de İbo sorumlu oldu. Ancak bir süre
sonra Doğu Perinçek ve şürekası İbo’yu bir pusuya getirip
öldürmek istediler. Gelen kişi İbo’yu görünce Perinçek ve
şürekasının ihaneti gördü.
Aslında parti içinde kalıp mücadeleye oradan devam etmenin
önemini bilen ve bunu defalarca ispatlayan İbo, artık TİİKP
içinde bulunmanın ve mücadele etmenin hiçbir koşulu olmadığı
görünce ayrılık düşüncesi ağır bastı; yoldaşlarıyla tartıştı,
konuştu.
7-8 Şubat 1972 tarihinde DABK’ni oluşturan İbrahim KAYPAKKAYA,
Muzaffer ORUÇOĞLU, Kürecik’te M. Ali ÖZDOĞAN’ın evinde bir
araya gelirler. Bora GÖZEN’in hasta olduğu için katılamamıştı.
Yapılan toplantıda daha önceden İbo’nun kaleme aldığı 10
maddelik yazı karar haline geldi ve Bora GÖZEN’e verildi.
GÖZEN bu kararı desteklemedi ama Ali TAŞYAPAN, Ali MERCAN ve
Kabil KOCATÜRK destekler... TİİKP Merkez Komitesi de bu 10
maddelik karar karşılık alternatif(!) bir genelgeyi
yayınlarlar. Genelgede kuru laf salatası ve oyalama
taktiklerinden başka bir şey yoktu (Daha geniş bilgi için bkz:
Turhan Feyizoğlu, İBO, İbrahim KAYPAKKAYA, sf. 219 vd)
Artık ayrılık gerçekleşmiştir. TİİKP MK’si de bir “tamim”
yayınlayarak parti içinde bir bölünme olduğunu ve bölünmenin
başını da İbrahim KAYPAKKAYA ve Muzaffer ORUÇOĞLU’nun
çektiğini bildirmiştir.
TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ / MARKSİST LENİNİST
(TKP/ML) KURULUYOR
“Biz, biz,
Biz, biz, biz;
İşçinin köylünün yiğit sesiyiz
Namluya sürülmüş halk mermisiyiz
Baş koyduk, gönül verdik bu kavgaya
İhtilal için çarpar yüreklerimiz...”
Parti’nin isminin neden “Komünist” olmasını ise önder
İbrahim KAYPAKKAYA sosyalist maskeli kimi hainlerden ve hain
örgütlenmelerden ayrı olmasını savunup örnekler verdikten
sonra şöyle açıklıyor: “Bu açıklamalardan sonra hareketimizin
niteliğini ve nihai hedeflerini en kesin, en açık ve en doğru
bir şekilde ifade eden ve pratikte de işçi sınıfının ve diğer
emekçilerin bilinçlenmesine katkıda bulunan ve bizi her türden
sosyalizm hainlerinden ayıran adlandırmanın TKP/ML olacağı
açıktır” (İ. Kaypakkaya, Seçme yazılar C.1, sf. 43)
KAYPAKKAYA ve onun programatik düşünceleri, Türkiye devrimci
hareketinde de nitel bir kopuşu gerçekleştirdi. Çeşitli
renklerdeki oportünist / revizyonist / reformist anlayışlara
da oldukça önemli bir darbedir.
Kısaca “11 ilke ve 5 temel belge” olarak adlandırılan
programatik görüşleri kısaca şunlardır:
l.Köylük bölgelerdeki faaliyet esas, şehirlerdeki faaliyet
talidir.
2.Silahlı mücadele esas, diğer mücadele biçimleri talidir.
3.İllegal faaliyet esas,legal faaliyet talidir.
4.Ülke çapında düşman bizden güçlü olduğu müddetçe, stratejik
savunma
esastır.
5.Stratejik savunma içinde taktik saldırılar esas, taktik
savunma talidir.
6.Bu dönemde köylerde silahlı mücadele içinde gerilla
mücadelesi esas, diğer
mücadele biçimleri talidir.
7.Şehirlerde (büyük şehirlerde) stratejik savunma döneminde,
kuvvet
biriktirmek, fırsat kollamak esas,diğer mücadele biçimleri
talidir.
8.Örgütlenmede parti örgütlenmesi esas, diğer örgütlenme
biçimleri talidir.
9.Diğer örgütler içinde silahlı mücadele örgütleri esastır.
10.Kendi kuvvetlerimize dayanmak esas, müttefiklerimize
dayanmak talidir.
11.Ülkemizde silahlı mücadele şartları vardır.
Günümüzde de “kanayan bir yara” olan Kürt ve Kürdistan sorunu
İLK KEZ önder KAYPAKKAYA tarafından geniş ve Marksist bir
bilimsellikle ele alınmış ve çözüme kavuşturulmuştur. O
zamanlar kimi siyasal yapılanmalar Kürtlerden “Halk” diye
bahsederken Kürtlerin “ulus” niteliğine sahip olduğuna vurgu
yaparak çözümünü getirmiştir:
ULUSAL SORUN
A) Türkiye'de yalnız Türk ulusu değil, Kürt ulusu ve azınlık
milliyetler de yaşamaktadır. (Marksist-Leninist-Maoistler)
MLM'ler, Türk hakim sınıflarının Kürt milleti ve azınlık
milliyetlere uyguladığı ulusal baskının en kararlı ve en
amansız düşmanıdırlar. Ulusal imtiyazlara, diller üzerinde ki
baskıya, ulusal baskılara karşı MLM'ler en önde mücadele eder.
B) Türk burjuva ve toprak ağaları tarafından ezilen Kürt
ulusunun, "kendi kaderini tayin hakkı", yani ayrılma, bağımsız
bir devlet kurma hakkı her dönemde ve kayıtsız, koşulsuz
savunduğumuz, desteklediğimiz bir konudur. Devlet kurma
ayrıcağılı egemen ulus burjuvazisinin tekelinde olamaz.
MLM'ler, devlet kurma hakkı konusunda ki ayrıcalığa karşıdır.
Nerede zora dayanan bağlar görürse, MLM'ler buna tavır alırlar.
C) Ulusların "kendi kaderini tayin hakkı", yani ayrılma
özgürlüğü hakkı, bir ulusun ayrılmasının gerekliliği ile
karıştırılmamalıdır. Yani bundan, ulusal kaderi belirlemeyi
amaç edinen her isteği, her özgül durumu kayıtsız-koşulsuz
MLM'lerin destekleyeceği sonucu çıkartılamaz. Ayrılma sorunu
somut olarak ele alınmalıdır. Bu sorun MLM'lerce bir bütün
olarak sosyal gelişmenin ve sosyalizm için proletaryanın sınıf
mücadelesinin menfaatleri açısından yargılanır. Ne var ki,
MLM'ler tasvip etmedikleri bir ayrılığın karşısına zor
kullanarak, engel çıkarma yoluna asla gitmezler.
D) MLM'ler Kürt milletinin milli baskılara, zulme ve
imtiyazlara karşı yönelmiş mücadelesini kesinlikle destekler.
Milli harekette ki bu demokratik muhtevayı kesinlikle
destekleyeceklerdir.
E) MLM'ler, Kürt burjuva milliyetçiliğini güçlendirmeyi amaç
edinen, Kürt burjuva milliyetçiliği lehine ayrıcalıklar
sağlayan milliyetçi hareketi asla desteklemeyeceklerdir.
F) MLM'ler,
türdeş olmayan bir devlette ki çeşitli ulusal topluluktan işçi
sınıfı ve diğer emekçilerin komprador, patron-ağa devleti
yıkmayı amaçlayan, demokratik halk devrimi yolunda birleşik
örgütlerde kaynaştırılmasını savunur. Bu anlamda, MLM'lerin
demokratik halk diktatörlüğü sisteminde ulusal soruna
getireceği çözüm şöyle olacaktır.
1- Bütün milletlerin ve dillerin tam eşitliği garanti edilecek.
Hiç bir zorunlu dil olmayacaktır. Halka, bütün yerli dillerin
öğretildiği okullar açılacaktır. Ulusal azınlıkların hakları
tam olarak güvence altına alınıp korunacaktır. Her ulusa kendi
kaderini tayin etme hakkı tanınacaktır. İktisadi, kültürel ve
başka esaslar da dikkate alınarak, ulus bazında saptanacak
bölgeler için "bölgesel özerklik", aynı bölgeler için "tam
demokratik öz-yönetim" işlerliği esas alınacaktır.
2- Bu özerk bölgelerin sınırları, bölgenin iktisadi-toplumsal
koşulları, nüfusun ulusal yapısı çerçevesinde bizzat mahalli
nüfus tarafından saptanacaktır. Bunlar, demokratik bir yasayla
da güvence altına alınacaktır.
3- Ulusal sorunda ki temel şiar ise "bütün uluslar için tam
hak eşitliği, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, bütün
ülkelerin işçileri ve ezilen halkların birleşmesi"
olacaktır.
(Daha detaylı bilgi için bkz: İ. KAYPAKKAYA, Seçme Yazılar
C.1)
KEMALİZM
Ulusal sorunda olduğu gibi Kemalizm sorununda da onlarca yılın
suskunluğunu parçalayan yine KAYPAKKAYA olmuştur. Neredeyse
tüm siyasal yapılanmalar Kemalizm karşısında secdeye
kapanırken önder KAYPAKKAYA seccadeyi kaldırıp atarak
Kemalizm’i deşifre etmiştir. (Bkz. Age)
a) Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak
ağalarının, tefecilerin ve az miktarda ki sanayii
burjuvazisinin bir devrimidir. Devrimde ulusal karakterde ki
orta burjuvazi önder değil, yedek güç olarak yer almıştır.
b) Kemalist devrimin önderleri daha anti-emperyalist savaş
yıllarında, el altında emperyalizm ile işbirliğine
girişmişlerdir.
c) Kemalist devrim, işçi ve köylülere, bir toprak devrimi
olanağına karşı gelişmiştir.
d) Kemalist devrimin sonunda sömürge, yarı-sömürge,
yarı-feodal yapı, yarı-sömürge yarı-feodal yapı ile yer
değiştirmiştir..
e) Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, özde askeri faşist
diktatörlüktür.
f) Kemalist devrim, politik cephede hanedanlık çıkarlarıyla
birleştirilmiş olan meşrutiyeti, yeni hakim sınıfların
çıkarlarına en iyi cevap veren cumhuriyet ile yer
değiştirmiştir.
g) Kurtuluş savaşını takip eden yıllarda Kemalizm, devrimin
baş düşmanıdır.
(Geniş bilgi için bkz: age).
Kuşkusuz ki buraya önder KAYPAKKAYA’nın tüm düşüncelerini alma
durumumuz olmadığı için kaynakları bilgilerinize sunarak
geçiyorum.
Önder KAYPAKKAYA, bu dönemden sonra yakalandığı gün olan 24
Ocak 73'e kadar esas olarak Malatya, Tunceli, Antep
yörelerinde devrimci mücadeleyi yorulmak bilmez bir enerji ile
köy köy, kasaba kasaba dolaşıyor, yoksul köylüler ile uzun
sohbetler ediyor, Büyük Ekim Devrimi başta olmak üzere Çin,
Vietnam ve Arnavutluk devrimlerini anlatıyordu. Ulaşabildiği
her sorunla ilgileniyor, alternatifler sunuyordu. Kürt
bölgelerinde çalışmalar yapması nedeniyle “çat-pat” Kürtçe de
konuşmaya başlamış ve Malatya’da “okuma grupları” kurmuştu.
Askeri faşist cuntanın ağırlığı kendini hissettiriyordu:
Yakalananlar arasında her zaman olduğu ve olacağı gibi
çözülenler de vardı, diz çöküp ihanet eden de vardı, Ömer Ayna
gibi direnen yiğit devrimciler de vardı. İbo, Ömer’in resmini
arkadaşlarına örnek olarak gösterip işkenceye direnmek
gerektiğini öğütlüyordu.
Bu dönemde “Malatya’da Sınıfların Tahlili” isimli bir inceleme
hazırladı.
“Altı Mayıs şafağında
Deniz faşizmin ağında
Cellatlar Sinan’ı vurdu
Zalım Nurhak’ın dağında”
6 Mayıs
şafağında, darağacında üç kızıl bayrak tüm görkemiyle
sallanırken bu kez Sinan Cemgil ve iki yoldaşı kara toprağı
kızıla boyuyordu. Önder KAYPAKKAYA derhal araştırmaya girdi;
sordu soruşturdu ve bu yiğit devrimcilerin kanına girenin
Kâhyalı köyünün muhtarı olan Mustafa Mordeniz olduğunu tespit
etti. KAYPAKKAYA, iki yoldaşıyla birlikte bu muhbiri tutukladı,
sorguladı ve sadece mükafat uğruna bu iğrençliği yaptığı
anlaşılınca hak ettiği cezaya çarptırıldı. Böylece KAYPAKKAYA,
her alanda olduğu gibi bu alanda da devrimci dayanışmanın
muazzam bir “kaypakkayaca” gösteriyor ve diğer muhbirlere bu
iğrenç, aşağılık meslekten vazgeçmeleri mesajını gönderiyordu.
Bu eylem İbrahim KAYPAKKAYA'nın devrimci dayanışmadan ne
anladığını da pratikte gösteren bir eylemdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, bu olaydan sonra Tunceli yöresine geçti,
aynı bölgeye can yoldaşı Ali Haydar Yıldız ve Muzaffer
Oruçoğlu da gelmişlerdi. İbrahim KAYPAKKAYA, bu bölgede
yoldaşları ile eğitim çalışmaları yaptı, onlara geliştirdiği
yeni görüşlerini aktardı ve onlarla tartıştı.
Aynı günlerde İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarının bu bölgede
olduğu haberini alan Üsteğmen Fehmi Altınbilek yönetimindeki
faşist devlet güçleri köy köy, dağ taş İbrahim KAYPAKKAYA ve
arkadaşlarını arıyorlardı. Bu bölgedeki devlet güçleri takviye
edildi, halkın üzerinde tam bir faşist terör estiriliyordu.
İbrahim KAYPAKKAYA, bir ara İstanbul'a döndü, sonra Malatya'ya
uğrayıp tekrar Tunceli yöresine geçti.
O güne kadar faşist kolluk güçlerinin sürdüğü hiçbir iz sonuç
vermemişti. Halk, İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını
kendilerinden biri olarak gizliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA ve
arkadaşları her fırsatta halkın üzerindeki baskıları teşhir
ediyorlardı. Ali Haydar, 20 Ocak 73'de geceyarısı dağdan
Tunceli'ye inmiş, karakolu ve lojmanı bombalamıştı.
23 Ocak akşamı Süleyman ve Ali Haydar ekmek ve yiyecek almak
için Vartinik'teki kömden ayrıldılar, akşama geri döneceklerdi.
Ama yollar alabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti.
Ancak sabaha doğru köme varabildiler. Az uzakta parolayı
çaldılar, fakat karşılık gelmedi, parolayı tekrarladılar yine
karşılık gelmedi, çevreyi süzmeye koyuldular ve uzaktan
jandarmaların kömü sardıklarını gördüler, köm kuşatılıyordu.
“Uzun ince boyu kıvırcık saçı
Halkını sevmekti onun tek suçu
Ali Haydar ölmez; ağlama bacı
Milyon milyon doğar Ali Haydar’ım”
1973 yılının Ocak ayının 24. sabahıydı. Kuşatma altında
olduklarını gördüler. Ali Haydar kömü terk edemedi; vuruldu ve
uzun ince boyunu uzatarak karlara kardelence açtı, kar kızıla
boyanarak kan ağıtlar yaktı, ağladı gökyüzü. Faşizmin
cellatları kana doymuyor, her tarafı adeta kan gölüne
çeviriyordu:
Devrim Şehitleri –03-
Oluşan kan gölü değil,
devrim haritasıdır karda çizilen!
Kurşun cana,
kan toprağa değende nice kardelenler
______________yön olacaktır bu haritalarda!
Onur ÇAĞLAR
Önder KAYPAKKAYA da ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışıyordu fakat
o da vurulmaktan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dolmuştu,
hemen cebindeki adresleri çıkartıp yok etti. Muzaffer,
Süleyman ve Hüseyin kuşatmanın boş tarafından kaçmayı
başarmışlardı. Jandarmalar İbrahim ve Ali Haydar'ı öldü
sanarak bırakıp kaçanların peşine düştüler.
“Silah kucağında kanlar içinde
Uzanmış yatıyor İbrahim yoldaş
Bir yiğit ölür mü üç-beş kurşunla
Silkinmiş kalkıyor
İbrahim yoldaş”
Ve silkinerek kalktı ayağa dağ kartalı KAYPAKKAYA, “Daha ölmem
için çok erken, daha yapacağım çok şey var ölmeyeceğim!” diye
düşünüyordu.
Ölmedi!
Kafasına saplanan onlarca saçma, önder KAYPAKKAYA’nın kaya
gibi direncine yenik düştü; kalktı, boylu boyunca yatan
yoldaşı Ali Haydar Yıldız’ın cansız yüzünü sevdi, yıldız gibi
parlayan alnından öptü yoldaşının, kıvırcık saçlarını eliyle
okşarken gözlerinden akan iki damla yaşı yüreğine akıttı ve
Munzur dağlarına, ana kucağına yöneldi.
DESTANLAŞMANIN TARİHÇE TUTANAK ALTINA ALINMASI
Bulduğu bir mağarada iki gün kaldı. Yaralı ve aç olması fiziki
gücünü hızla tüketiyordu. Değişik köylere uğradı, kimi duyarlı
insanlar yardım ettiler. Vurulduğunun beşinci günü yine bir
köye gitti. Köyün öğretmeni gerici bir faşistti. İhbar etti,
yakalattı bu yiğit önderi... (Not: Bu öğretmen 4 sene önce,
yani ihbarından 28 yıl sonra şu an ismi “Maoist Komünist
Partisi” olan devrimci bir parti tarafından cezalandırılmıştır.)
Üsteğmen Fehmi Altınbilek dünya savaşını kazanan bir general
gibi düşünüyordu kendisini...
Gökçe karakoluna kadar karın-buzun içinde yaralı olduğu halde
yaya olarak ya yürütüldü, ya sürüklendi. Donma kendini
göstermeye başlamıştı. Faşizmin cellatları hemen orada
“konuşturup” öldürmek istiyorlardı ama İbrahim gibi bir
granitten kayaya çattıklarını anlamakta gecikmediler. Siyasal
konuşmalarını burada da yapan önder, örgütsel olarak tek bir
harf bile vermiyordu işkencenin tüm namussuzluğuna karşı...
Burada başlayan işkenceler Şubat başında Tunceli’ye, oradan
Elazığ’a oradan da Diyarbakır'a götürülüp Savcı Yaşar
Değerli'ye teslim edildi. İbrahim KAYPAKKAYA, burada gittikçe
ağırlaşan yaraları yüzünden ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu
askeri hastaneye yatırıldı, cellatlar İbrahim KAYPAKKAYA'nın
onlara gerekli bilgileri vermeden ölüp gitmesine razı
değildiler. İbrahim KAYPAKKAYA, burada donma/kangren sonucu
iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında İbrahim
KAYPAKKAYA iyileştikten sonra tekrar sorgular başladı,
faşistler onu konuşturmak için akla gelebilecek her türlü
işkence yöntemini deniyorlardı, fakat tüm çabaları boşa çıktı,
İbrahim KAYPAKKAYA şaşmaz bir kararlılıkla hiçbir örgütsel
faaliyeti hakkında bilgi vermedi, işkenceciler bu durum
karşısında çılgına dönüyorlardı.
Mayıs ayı başlarıydı, nedense birkaç gündür işkence
yapmıyorlardı. Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi.
"Herhalde sorgulamalar bitti" diye düşünüp savunmasını
hazırlamaya başladı. Savunmasını hazırlarken bazen duyguları
yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler ile dile getiriyordu.
Bu dönem yazdığı şiirlerden bir tanesi şöyleydi:
"DEVRİM İÇİN HER ZAMAN ÖLECEKLER BULUNUR
…gider …gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta"
Yaklaşık dört ay süren işkenceler sonucunda da önder
KAYPAKKAYA’nın ağzından tek söz alamadılar. İşkence sırasında
yaptığı aktif savunma ve siyasal propaganda, cellatlarını
azgınlaştırmasına rağmen onlara korku ve saygınlığı aynı anda
veriyordu kendi ininde!
Hiçbir zor, hiçbir entrika, hiçbir insanlık dışı olgu komünist
bilinç ve irade karşısında tutunamaz. Tıpkı KAYPAKKAYA’nın bu
şahlanışı karşısında tuzla buz olması gibi!
Güneş, 18 Mayıs 1973 günü önder KAYPAKKAYA’nın işkencelerle
parça parça edilerek kendisine gömülmesi sonucu daha parlak
çeşitli ulus ve azınlıklar mozaiği olan Türkiye proletaryası
üzerinde! Daha bir yol gösterici şimdi...
İBRAHİM KAYPAKKAYA KİMDİR / NEDİR?
İbrahim KAYPAKKAYA, marksizm-leninizm-maoizm biliminin
Türkiye’ye ustaca uyarlanması olarak;
İbrahim
KAYPAKKAYA, faşist kemalist ideolojinin deşifrasyonu demektir,
İbrahim KAYPAKKAYA, ulusal soruna nasıl yaklaşılması
gerektiğidir,
İbrahim KAYPAKKAYA, Türkiye’deki devrimci mücadelenin nasıl
olması gerektiğinin bir sentezidir,
İbrahim KAYPAKKAYA, halkın ve bağımsızlık savaşının simgesidir,
Kısaca İbrahim KAYPAKKAYA komünist bir önder demektir!
Selam olsun sana enternasyonal proletaryanın sıra neferi ve
Türkiye proletaryasının önderi!
Selam olsun sana ölümsüzlük sembolü!
Saygıyla anıyorum!
18 MAYIS TÜRKÜSÜ
“Selam olsun apaydınlık günlere
Kazma ile kürekle yürüyenlere
Selam olsun halk için ölenlere
Silah elde toprağa düşenlere bin selam “
18 Mayısı unutmam
Unutmam 18 Mayısı
İşçinin köylünün kurtuluş
Ordusu devrimci erleriz
Ölümlerle yeniden doğar
Ölmeyen devrimci erleriz
Bir vücut, bir yumruk ve bir baş
Bağımsızlığa kadar savaş
Önderimiz İbrahim yoldaş
Korkmayan devrimci erleriz
Unutmam 18 Mayısı,
18 Mayısı unutmam
Ali Haydar Yıldız’ımızı
Vuranlar korkutamaz bizi
Vuruldukça artırdık hızı
Durmayan devrimci erleriz
18 Mayısı unutmam,
Unutmam 18 Mayısı
Bağımsızlık gelene dek
Ellerden düşmeyecek tüfek
İbo, Haydar, Muharrem Çiçek
Solmayan devrimci erleriz.
* Çeşitli yayın organlarında ve bültenlerde İbrahim
KAYPAKKAYA’nın doğum tarihi 1949 olarak geçmektedir, ancak bu
doğru değildir. 1949 İbo’nun resmi yaşıdır.
** Bu konu için ayrı bir makale hazırlamaktayım. Umarım
yetiştirebilirim.
*** Bu konuda geniş bilgi için bakınız: Han SUYIN, Sabah
Tufanı 1 ve 2 ciltler; Jean DAUBIER, Çin Kültür Devrim Tarihi