|
9. Komprador Büyük Burjuvazinin Ve
Toprak Ağalarının İki Siyasi Kampı Arasında
Devletçilik-Hür Teşebbüsçülük, Tek Parti-Çok Parti
Üzerine
Yürütülen Mücadelenin Özü Nedir?
İktidarı elinde tutan birinci kampın, devlet cihazına tamamen
hakim olduğunu, devlet tekelleri yaratarak, bu tekelleri kendi
hizmetine koşarak ve böylece, rekabeti büyük ölçüde ortadan
kaldırıp rakiplerini ezerek, gittikçe büyüdüğünü ve
zenginleştiğini gördük.
Hakim sınıfların ikinci kampta yeralan kesimi ise, devlet cihazı
içinde zayıf olduğundan, onu dilediği gibi kullanamadığından,
hatta devlet cihazına kuvvetle hakim olan birinci kamp
tarafından, yine devletçilik yoluyla rekabet edemez hale
getirildiğinden, bir yandan devlet cihazını kendi amaçları için
kullanmak uğruna mücadele ederken, öte yandan, iktisadi alanda
hür teşebbüsün, devletçilik aleyhtarlığının bayraktarlığını
yapmıştır.
İktisadi alanda devletçilik-hür teşebbüsçülük şeklinde
kendini gösteren mücadele, siyasi alanda da buna benzer bir
şekilde yürütülmüştür.
Birinci kamp, devlet cihazına ve onun temel dayanağı olan orduya
kesin olarak hakimdir. Bu nedenle, birinci kamp, öteden beri
hakimiyetini orduya dayanarak, ordu vasıtasıyla sürdürmüştür.
Kemalist diktatörlük gerçekte askeri bir diktatörlüktür. İkinci
kamp ise, bir yandan, devlet kuvvetlerini ve orduyu kendi
hizmetine koşmaya çalışırken, öte yandan, esas kuvvetini
taşradaki toprak ağalarından, tefeci bezirgânlardan ve din
adamlarından aldığı için ve bunlar vasıtasıyla geniş köylü
kitlelerine hükmettiği için, çok particilikten ve
seçimlerden yana olmuştur. Elbette, bunların istediği çok
partinin içine proletaryanın partisi dahil değildi. Bunların
istediği seçim, gerici ittifaklar arasında halkı tercih yapmak
zorunda bırakmaktan başka bir şey değildi. Bu iki kamp
arasındaki, iktisadi alanda devletçilik-hür teşebbüsçülük
şeklinde kendisini gösteren mücadele, siyasi alanda da bu
şekilde yansıyordu. Aynı mücadelenin bir benzerini bugün de
görmekteyiz. DP ve daha sonra AP, daha çok sivil gerici
kuvvetleri harekete geçirerek, onları kullanarak zorbalığını
yürütmüştür ve yürütmektedir. Demirel, 200 bin halkın
silahlanmasından söz ederken, gerçekte taşradaki ağaların,
tefecilerin ve din adamlarının beslediği gerici örgütleri, imam
hatip okullarında, Kuran kurslarında, vs... yetiştirilen faşist
kuvvetleri ve benzerlerini kastediyordu. CHPye hakim olan
komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları kliği ise, sürekli
olarak, orduyu APye karşı tehdit unsuru olarak kullanıyordu.
Burada şu noktayı da belirtelim ki, APnin son yıllarda ordu
içindeki hakimiyeti hayli artmıştır. Fakat yine de AP, bir
yandan askeriyeye dayanan sıkıyönetimin devamını isterken, öte
yandan seçimlere dönülmesinden yanadır. Bunu o, tek başına
iktidara hakim olmak amacıyla istemektedir, anti-faşist olduğu
için değil. Ve bu olayın kökleri, belirttiğimiz gibi çok
eskilerdedir.
Şu noktayı iyice aklımızda tutmalıyız ki, hakim sınıfların
hiçbir kanadı, ezeli ve ebedi olarak devletçi veya hür
teşebbüsçü, tek partici veya çok partici değildir. Hangisi
işine gelirse onu savunur. Devlet cihazına kesinlikle hakim olan,
onu kendi amaçları için dilediği gibi kullanabilen kanat, bu
durumu devam ettirebildiği sürece devletçidir; bu durumdan
zarar gören kanat ise, özel teşebbüsçüdür. Orduya kesinlikle
hakim olan gerici kanat, bu durumu devam ettirebildiği sürece,
göstermelik demokratik şekillerle kamufle edilmiş, bir askeri
diktatörlükten yanadır; gücünü daha ziyade sivil faşist
güçlerden alan kanat ise, tabii olarak buna karşı çıkar; kendi
iktidarını garantiye alacak yolların savunuculuğunu yapar.
Mesele budur. Türkiyede hakim sınıflar arasında öteden beri
sürüp gelen mücadelenin de özü budur. CHPnin devletçiliğinden
ilericilik, devrimcilik keşfeden sosyalist(!), Hitler
faşizminin de devletçi olduğunu görmeyecek kadar kör ve
kafasız budalanın tekidir.
|