|
BAŞKAN MAONUN
KIZIL SİYASİ İKTİDAR ÖĞRETİSİNİ
DOĞRU KAVRAYALIM
OCAK 1972
Yoldaş,
Bir gençlik komitesinin sorularına verdiğin cevapla ilgili
olarak benim başlıca itirazlarım, eleştirilerim ve açıklamalarım
şunlardır:
Önce, Mao Zedungun Çinde Kızıl siyasi iktidarın (yani Beyaz
rejim tarafından tamamen sarılmış Kızıl siyasi iktidar
yönetimindeki birkaç küçük bölgenin) varolabilmesini ve
gelişebilmesini hangi şartlara bağladığına bakalım.
Mao Zedung, Hunan-Kiangsi Sınır Bölgesi II. Parti Kongresi için
hazırladığı Politik Sorunlar ve Sınır Bölgesi Parti
Örgütlerinin Görevleri adı verilen 5 Ekim 1928 tarihli karar
tasarısında Kızıl siyasal iktidarın varolabilmesi ve
gelişebilmesi, sadece belirli şartlar altında mümkündür
dedikten sonra, belirli şartları şöyle sıralıyor:
Birincisi, bu bir emperyalist ülkede ya da dolaysız emperyalist
yönetim altındaki bir sömürgede mümkün değildir, ama ekonomik
yönden geri kalmış bir yarı-sömürge olan ve dolaylı emperyalist
yönetim altında bulunan Çinde mümkündür. Çünkü bu olağanüstü
olay [Kızıl rejimlerin varolması ve gelişmesi], yine bir başka
olağanüstü olayın varlığıyla, Beyaz rejimin savaş içinde
bulunmasıyla gerçekleşebilir (altını ben çizdim-abç), Beyaz
rejim içindeki savaşlar ise emperyalist ülkelerde ve
sömürgelerde değil, Çin gibi yarı-sömürge ülkelerde mümkündür.
İkincisi, Kızıl siyasal iktidarın doğduğu ve dayandığı yerler
işçilerin, köylülerin ve askerlerin daha önce büyük kitleler
halinde ayaklandığı yerlerdir. Yani buralarda kuvvetli bir kitle
temeli vardır.
Üçüncüsü, siyasal halk iktidarının küçük bölgelerde uzun zaman
dayanabilmesi, devrimci durumun (abç) ülke çapındaki gelişmesine
bağlıdır... Eğer ülke çapındaki devrimci durum gelişmeye devam
etmez, durgunlaşırsa, küçük Kızıl bölgelerin ömrü de oldukça
kısa olacaktır. Aslında, Çindeki devrimci durum... sürekli
bölünmeler ve savaşlarla gelişmeye devam etmektedir...
Dördüncüsü, yeterli güce sahip düzenli (abç) bir Kızıl Ordu,
Kızıl siyasal iktidarın varlığı için gerekli bir şarttır.
Beşincisi... Komünist Partisi örgütünün güçlü ve politikasının
doğru (abç) olması gerekir.
Özetlersek, Beyaz rejim tarafından kuşatılmış Kızıl siyasi
iktidar yönetimindeki küçük bölgelerin Çinde yaşayabilmesinin
nedenlerini Mao Zedung, şu şartlara bağlıyor:
1) Beyaz rejimin savaş içinde bulunması (yarı
sömürgelikten dolayı),
2) Kuvvetli bir kitle temelinin mevcut olması,
3) Devrimci durumun ülke çapında gelişmesi,
4) Yeterli güce sahip ve düzenli bir Kızıl Ordunun
varlığı,
5) Güçlü ve politikası doğru bir komünist partisinin
varlığı.
Mao Zedung, 25 Kasım 1928 tarihli (diğerinden daha sonra
yazılmış) Çinkang Dağlarındaki Mücadele yazısında ise bu
şartları şöyle özetliyor:
Yaptığımız incelemeler, bu olayın nedenlerinden birinin, Çinin
komprador ve toprak ağaları sınıfları içindeki bitmez tükenmez
parçalanmalar ve savaşlar olduğunu gösteriyor. Bu parçalanmalar
ve savaşlar devam ettiği sürece, işçilerin ve köylülerin silahlı
bağımsız rejimlerinin yaşaması ve gelişmesi mümkündür. Bu
bağımsız rejimin yaşaması ve gelişmesi için, bölünmelerin ve
savaşların (abç) yanında gerekli diğer şartlar şunlardır: (1)
Sağlam bir kitle temeli; (2) sağlam bir Parti örgütü, (3)
oldukça güçlü bir Kızıl Ordu; (4) askeri harekâta uygun
arazi; (5) beslenme için yeterli ekonomik kaynaklar.
Mao Zedung burada daha önce gerekli gördüğü şartlardan birini,
devrimci durumun ülke çapında gelişmesi şartını zikretmemiştir.
Fakat bu şartların hemen arkasından şunu belirtmektedir:
Bağımsız bir rejim, hâkim sınıflara karşı uyguladığı stratejiyi
duruma göre değiştirmeli; hâkim sınıfların rejimi geçici bir
istikrar dönemine girdiği zaman [bu, aynı zamanda devrimci
durumun durgunlaşması demektir] başka, parçalandığı zaman [bu,
aynı zamanda devrimci durumun yükselmesi demektir] başka bir
strateji uygulanmalıdır.
Mao Zedung daha sonra bu başka başka stratejilerin neler
olduğunu açıklamaktadır. Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Bir
Kızıl siyasi iktidar (yani mevcut bir iktidar), diğer şartların
varlığı halinde ve doğru bir strateji uygulandığı takdirde,
devrimci durum ülke çapında gelişmese bile, durgunlaşsa bile
varlığını devam ettirebilir. Yani devrimci durumun bir süre
durgunlaşması, onun varlığını ortadan kaldırmaz. Böyle bir şey,
sadece Kızıl siyasi iktidar açısından onun gelişmesini,
büyümesini yavaşlatır veya bir süre durdurur veya en kötü
ihtimalle kısmi gerilemelere yol açar. Gerçekten de, Çinde
bağımsız rejimler Beyaz rejimin istikrar içinde olduğu
dönemlerde bile doğru bir strateji izlendiği zaman yaşamış,
yanlış bir strateji izlendiği zaman kayıplara ve yenilgilere
uğramıştır. Günümüzde ise artık hiçbir yarı-sömürgede (ve tabi
sömürgelerde de) Beyaz rejimlerin uzun süre istikrar içinde
olacağı söylenemez. Devrimci durum gerek dünya açısından gerek
tek tek ülkeler açısından (bazı istisnalar olsa bile)
fevkalâdedir. Emperyalizmin toptan çöküşe, sosyalizmin ise bütün
dünyada zafere ilerlediği çağımızın tipik bir özelliğidir bu.
Devam edelim:
Mao Zedung, ikinci yazısında, Beyaz rejim içinde Kızıl siyasal
iktidarların yaşayabilmesi için iki şart daha ilave etmiştir.
Askeri harekâta uygun arazi ve beslenme için yeterli ekonomik
kaynaklar. Bu şekliyle yeniden özetlersek:
1) Beyaz rejim içinde parçalanmalar ve savaşlar
2) Sağlam bir kitle temeli,
3) Sağlam bir parti örgütü,
4) Oldukça güçlü bir Kızıl Ordu,
5) Askeri harekâta uygun arazi,
6) Beslenme için yeterli ekonomik kaynaklar.
Daha sonra Mao Zedungun, emperyalizmin dolaysız yönetimindeki
sömürgelerde bağımsız rejimler kurulamayacağı (yani Kızıl
rejimin doğup yaşayabilmesi için Beyaz rejimin savaş içinde
olması gerektiği) konusundaki görüşü değişmiştir. İkinci Dünya
Savaşı sonrasında emperyalist sistemin bütün dünyada sarsılması,
ABD dışında bütün emperyalist güçlerin savaşta ya yıkılmış ya da
zayıflamış olması, Sovyetler Birliğinin güçlenmesi, Çinde
emperyalist cephenin yok edilmesi; bütün bunlar,
Uzun süre yaşayabilecek büyük ya da küçük devrimci üs bölgeleri
ve devrimci rejimler kurmak, kırsal bölgelerden şehirleri sarmak
için uzun süreli devrimci savaşlara girişmek ve daha sonra
şehirleri de ele geçirip ulus çapında bir zafer kazanmak...
Doğudaki bütün sömürge ülkeleri (abç), en azından bazıları için
imkan dahiline girmiştir.
Sovyetlerde sosyal emperyalizmin ortaya çıkışı da bu olguyu
değiştirememiştir. Nitekim, bir yığın Uzak Doğu ülkesinde Kızıl
iktidarlar ya kurulmuştur ya da kurulması yakındır. Arap
Körfezinde ve Afrikanın bazı ülkelerinde de, ülkenin bazı
alanlarında kurtarılmış bölgeler vardır. Kızıl iktidar organları
doğmamış olsa bile kurtarılmış alanlar yaygındır.
Öyleyse genel bir kural olarak şunu söyleyebiliriz:
Bugün bütün ezilen ve sömürülen ülkelerde (sömürge veya
yarı-sömürge), (1) sağlam bir kitle temeli; (2)
sağlam bir parti örgütü; (3) oldukça güçlü bir Kızıl Ordu;
(4) askeri harekâta uygun arazi; (5) beslenme için
yeterli ekonomik kaynaklar şartlarının mevcut olduğu alanlarda
uzun süre yaşayabilecek Kızıl iktidarlar kurulabilir ve
buralardan şehirleri ele geçirmek için uzun süreli savaşlara
girişilebilir ve giderek ülke çapında zafer kazanılabilir.
Ülkemiz açısından da ele alınıp incelenmesi gereken şartlar, bu
beş şarttır.
1) Sağlam bir kitle temeli: Bunu, elbette bütün ülke
çapında aramayacağız. Ülkemizin bazı bölgelerinde kitle temeli
daha kuvvetli, bazı bölgelerinde daha zayıftır.
Bu, başka etkenlerin yanı sıra, dengesiz iktisadi gelişmenin
tezahürüdür ve tabiidir. Fakat ülkemizin birçok bölgesinde
sağlam bir kitle temeli mevcuttur. Bu bölgelerde Kızıl siyasi
iktidarlar, diğer şartların da mevcut olmasıyla
gerçekleştirilebilir ve gelişebilir.
2), 3) Sağlam bir parti örgütü ve oldukça güçlü
bir Kızıl Ordu: Bunlar henüz ülkemizde mevcut değildir. Fakat
sağlam parti ve güçlü ordu, Kızıl siyasi iktidarın kurulması,
yaşatılması ve geliştirilmesi için gerekli şartlardır. Buna
dikkat edilsin. Yoksa, silahlı mücadelenin başlatılması için
değil. Sağlam, bir parti örgütü ve oldukça güçlü kızıl ordu,
bizzat silahlı mücadelenin içinde ortaya çıkar. Yani parti
zayıfken, böyle bir mücadele içinde sağlamlaşır. Silahlı
kuvvetler önceleri güçsüz, küçük ve düzensizken, böyle bir
mücadele içinde oldukça güçlü ve düzenli hale gelir. Ve
zaten Kızıl iktidar bölgeleri bir anda değil, bir mücadele
süreci içinde doğar, parti belli bir sağlamlığa ve silahlı
kuvvetler oldukça güçlü ve düzenli hale geldiği zaman ortaya
çıkar. Daha baştan, sağlam bir parti örgütü ve oldukça güçlü
bir kızıl ordu arayıp bunları bulamayınca, bundan silahlı
mücadeleyi ertelemek yönünde sonuçlar çıkarmak, Mao Zedungun
halk savaşı çizgisine ve devrim teorisine aykırıdır.
4) Askeri harekâta uygun arazi: Tayin edici bir önem
taşımamakla birlikte, ülkemizin birçok bölgesi, birçok köşesi
askeri harekâta uygundur.
5) Beslenme için yeterli ekonomik kaynaklar: Bu şu
demektir: O bölge iktisadi ablukaya alındığı zaman bile oradaki
iktisadi hayat devam edebilsin, ora halkı en tabii ihtiyaçlarını
kendi kaynaklarıyla karşılayabilsin. Yani o bölge halkının
ihtiyaçları, geniş ölçüde başka yerlerden sağlanıyor olmasın, iç
pazara kopmaz bir şekilde bağlı olmasın. Mesela İstanbul,
Ankara, İzmir ve bunun gibi yerler iç pazara kopmaz bir şekilde
bağlıdır. Buralarda oturanların ihtiyaçları geniş ölçüde başka
yerlerden sağlanır, buraların ürünleri ise geniş ölçüde başka
yerlerde tüketilir. Bu şehirler kuşatıldığı, iktisadi ablukaya
alındığı zaman buralarda iktisadi hayat felce uğrar, beslenme ve
barınma imkansız hale gelir. O halde Kızıl iktidarların
yaşayabileceği bölgeler, iç pazarın vazgeçilmez bir parçası
haline henüz gelmemiş geri bölgeler olabilir. Ülkemizin geri
köylük bölgeleri geniş ölçüde bu şartı da sağlamaktadır.
O halde, bütün bunlardan sonra ülkemiz açısından çıkaracağımız
sonuç nedir? Şudur: Ülkemizde Kızıl siyasi iktidarın doğup
yaşaması için bir kısım şartlar (sağlam bir kitle temeli,
beslenme için yeterli ekonomik kaynaklar, askeri harekâta uygun
arazi) zaten uzun zamandan beri mevcuttur. Eksik olan sağlam
bir parti örgütü ve oldukça güçlü bir kızıl ordudur. Bu iki
şart da subjektif şartlardır, yani bizim çabalarımızla
gerçekleşecek şeylerdir. Bize düşen görev, sağlam bir kitle
temeline, beslenme için yeterli kaynaklara ve askeri harekâta
uygun araziye sahip köylük bölgeleri tespit etmek, faaliyetimizi
ve kuvvetlerimizi buralarda yoğunlaştırarak silahlı mücadele
içinde partiyi ve orduyu inşa etmektir. Bu inşa faaliyeti içinde
parti belli bir sağlamlığa, silahlı kuvvetlerimiz belli bir güce
ve düzenli hale ulaştığı zaman, ülkenin bir veya birkaç yerinde
Kızıl siyasi iktidar gerçekleşecektir. Ancak ülkenin bazı
yerlerinde Kızıl siyasi iktidar gerçekleştikten sonradır ki,
proletarya ve onun partisi için bütün devrimci sınıf ve
tabakaları birleştirmek de, yani halkın devrimci birleşik
cephesini (işçi-köylü temel ittifakı üzerine kurulan cepheyi)
gerçekleştirmek de mümkün olacaktır.
Kızıl siyasi iktidarın doğması ve yaşatılması şartları, silahlı
mücadelenin başlatılması şartlarıyla karıştırılmamalıdır.
Birincisi için bugün ülkemizde dediğimiz sebeplerden dolayı
şartlar mevcut olmadığı halde, ikincisi için esas itibarıyla
mevcuttur. Seçeceğimiz köylük bölgelerde kısa süreli bir
propaganda-ajitasyon ve örgütsel hazırlıktan hemen sonra (mesela,
partinin o bölgede yönetici organını örgütlemek, bunlar
vasıtasıyla ilk gerilla çekirdeklerini teşkil etmek ve silahlı
mücadele ve parti politikası hakkında kısa süreli bir ajitasyon
ve propaganda yürütmek) derhal silahlı mücadeleye girişebiliriz
ve girişmeliyiz. Bu mücadelenin kitleleri muazzam bir şekilde
uyandırıp eğiteceğini, sadece o bölgedeki değil, ülkenin diğer
yerlerindeki kitleleri de uyandıracağını ve kitle temelini de
kuvvetlendireceğini, partinin ve silahlı kuvvetlerin esas olarak
bu mücadele içinde inşa olacağını ve Kızıl iktidarların bu
mücadelenin belli bir aşamasında ortaya çıkacağını unutmayalım.
Değerli yoldaş,
Sizin yazınızda ise, Kızıl siyasi iktidarın doğup yaşayabilmesi
için şu beş şart üzerinde duruluyor:
1) Gerici rejim içindeki parçalanmalar,
2) Köylü ayaklanmaları,
3) Devrim hareketinin ülke çapında gelişmekte olması,
4) Düzenli kızıl ordu,
5) Güçlü bir komünist partisinin doğru bir politika
gütmesi.
Mao Zedung, burada ifade edilen birinci şart ile esas itibarıyla
Beyaz rejimin savaş içinde bulunmasını, savaş ağaları arasında
sürüp giden silahlı mücadelelerin olmasını kastetmektedir; yoksa
hemen her ülkede görülen ve gericiler arasında bulunması tabii
ve kaçınılmaz olan çelişmeleri değil. Zaten sonradan bu görüşten
vazgeçmiş olduğunu belirttik. Bu nedenle yazıda bunu uzun uzun
ele almanın, hem de hemen bütün ülkelerde görülen (Çindekinden
farklı olarak) ve çok tabii ve kaçınılmaz olan çelişmeleri ele
almanın bence hiç gereği yoktur. Bu bölümdeki uzun uzun
açıklamalar, arkadaşların sorularına hiç de doğrudan bir cevap
değil, çok dolaylı bir cevaptır.
İkinci noktaya gelince: Orada da meselenin özü doğru
olarak ortaya konmamış. Mao Zedung, geçmişteki (o, yakın geçmişi
ele almıştır) köylü ayaklanmalarını, halihazırdaki kitle temeli
açısından ele almıştır. Yani meselenin özü, bugün kuvvetli bir
kitle temelinin bulunup bulunmadığıdır. Yazıda ise, taa Selçuklu
ve Osmanlı toplumundaki köylü ayaklanmaları peşpeşe sıralanıyor.
Ama, bu ayaklanmaların asıl meseleyle ilgisi kurulmuyor. Şu
denilebilirdi: Bu ayaklanmaların olduğu yerlerde, bugün kuvvetli
bir kitle temeli mevcuttur; ayaklanmalar şuralarda şuralarda
olmuştur ve bunun mirası oralarda hâlâ yaşadığı için, ilerde
Kızıl bölgeler esas olarak buralarda ortaya çıkacaktır. Bu
denmiyor (ben de kendi açımdan böyle bir şey söyleyecek bilgiden
yoksunum). Denmeyince de, bütün zikredilen o tarihi olaylar, bir
tarih bilgisi sergilemesinden veya köylülerin devrimci bir
geleneği olduğuna dair bir propaganda konusu olmaktan öteye
geçmiyor. Onun yerine son yıllarda ortaya çıkan köylü
hareketleri ele alınsa ve buralarda kuvvetli bir kitle temelinin
mevcut olduğu, Kızıl siyasi iktidarı gerçekleştirecek, yaşatacak
ve genişletecek ihtilalci bir kitle temelinin mevcut olduğu
örneklerle açıklansaydı çok daha iyi olurdu ve sorulan sorunun
istediği cevap da buydu.
Üçüncü nokta: Devrim hareketinin ülke çapında gelişmekte
olması. Mao Zedungun ifadesi şöyleydi: Devrimci durumun (abç)
ülke çapında gelişmesi. Devrimci durum yerine devrimci
hareket tabirinin geçirilmesi, içinde bulunduğumuz şartlarda
bence çok vahim bir hataya sürüklenmektir. Devrimci durum
nedir? 1) İdare eden yukarıdaki sınıfların eskisi gibi
durumlarını sürdüremez hale gelmeleri; 2) halk
kitlelerinin eskisi gibi yaşayamaz hale gelmesi ve bir
değişikliği zorunlu görmesi; 3) kitlelerin bağımsız
eyleminde muazzam bir yükselişin olması. Bunlar Leninin
ifadesiyle devrimin objektif şartlarıdır ve tek tek grupların,
partilerin iradesinden bağımsız olduğu gibi, tek tek sınıfların
iradesinden de bağımsızdır (geniş bilgi için bak: Aydınlık,
Cilt III, sayfa 379-380). Devrimci hareket ise, genel olarak
mevcut düzeni devirmeye yönelen ilerici hareketlerdir. Yazıda
kastedilen devrimci hareket ise, devrimci hareketlerden bir
tanesi olan komünist harekettir. Böylece, devrimci durum
yerine komünist hareket geçirilmiş oluyor. Ve buradan, nihayet
şöyle bir sonuç çıkarılıyor: Eğer komünist hareket ülke çapında
gelişmemişse Kızıl iktidar kurulamaz. Daha önce Kâzım arkadaş da
Çin Devrimini özetlerken, sağlam ve doğru parti yerine ülke
çapında örgütlenmiş bir parti ifadesini geçirdiği için bu nokta
üzerinde duruyorum. Bu nokta niçin önem taşıyor? Şu bakımdan:
Bugün biz ülke çapında örgütlenmiş bir hareket değiliz (Rüstem
arkadaş ülke çapında örgütlüyüz diyor ama yanılıyor). Eğer öyle
olsaydık mesele yoktu. Kısa zamanda da (hatta üç beş yıl içinde
de) ülke çapında örgütlenemeyiz. Bu birinci nokta. İkincisi,
ülkemizde devrimin dengesiz gelişeceği gerçeğinden dolayı, ülke
çapında yaygın bir örgütlenmeyi biz kendimiz de istemeyiz.
Öncelikle ve özellikle devrimin ilk kabaracağı alanlarda
örgütlenmeye önem veririz, daha doğrusu vermeliyiz. Yazının
bütününde silahlı mücadeleye başlama şartlarıyla Kızıl siyasi
iktidarın doğması şartları aynı görüldüğü için veya en azından
bunlar hiçbir yerde birbirinden ayrılmadığı, aralarındaki sınır
hiç belirtilmediği için mantıki olarak silahlı mücadele bütün
ülkede örgütlendikten sonraya (yani belirsiz bir geleceğe)
ertelenmekte ve bugün önümüze, mücadelenin diğer şekilleri
çıkarılmaktadır. İşte vahim olan budur.
Devrimci durumun ülke çapında gelişmesi meselesine gelince,
birinci olarak bu, bütün dünya çapında ve özel olarak ülkemiz
çapında mevcuttur. Beyaz rejimin istikrar dönemleri çok kısa
ve geçici olmaktadır. İkinci olarak bu Mao Zedungun daha
sonraki yazısından aktarma yaparak gösterdiğim gibi, Kızıl
iktidarın bizzat varlığını değil, onun genişleyip
genişlememesini, güçlenip güçlenmemesini ve Kızıl bölgede
uygulanacak politikayı etkileyen bir faktördür. Bu söylediğim
şeylerin ise yazıda belirtilen şeylerle zaten uzak yakın ilgisi
yoktur. Yazıda bambaşka meseleler ele alınıyor. Bunlar ise
gençlik komitesinin sorularının cevabı değildir.
(Burada bir noktayı daha belirteyim: Ülke çapında komünist
hareketin örgütlenmiş olması, ülkenin her yanında, ilinde,
ilçesinde veya bunların büyük çoğunluğunda partinin yönetim
organlarının yani parti komitelerinin teşkil edilmiş olmasıdır
bence. Bu konuda tutarsız ifadeler kullanılıyor. Mesela, yazıda
ülke çapında sesini duyurabilen bir devrimci siyasi akım
deyimi kullanılıyor. Bu başka bir şeydir. Mesela, THKO ve THKP-C
ülke çapında örgütlenmiş siyasal akımlar değildir ama ülke
çapında sesini duyuran akımlardır. Bir de şöyle denmiş: Ülke
çapında mücadelenin birleştirilmesi ve tek bir hedefe
yönetilmesi. Bununla kastedilen siyasi yönlendirme değil de,
pratik mücadelenin yönlendirilmesi ise, işte bu, anladığım
anlamda ülke çapında bir örgütlenmeyi gerektirir ve bu, ancak
devrimin ülke çapında zafere ilerlediği dönemde mümkün
olabilecek bir şeydir. Bunu unutmayalım).
Bu bölümde çok önemli gördüğüm bir ilke meselesini daha
belirteceğim. Şöyle deniyor:
Bir hareketin ülke çapında olması... bütün ülke halkına bir
siyasi parti olarak varlığını duyurması ve göstermesi ve ülke
çapında devrimci iktidarı kurma hedefine yönelmesidir (abç).
(Bu, çok bulanık ve lastikli bir ifadedir. Çok çeşitli yorumlara
yol açabilir. Varlığını [veya sesini] duyurma meselesine biraz
önce dokundum. Ülke çapında devrimci iktidarı kurma hedefine
yönelme ise, hemen her siyasi akımın özelliğidir. Bu noktayı
geçiyorum).
Mesela, şehirlerdeki mücadeleyle desteklenmeyen bir köylü
hareketi bastırılmaya mahkumdur. Mesela, Doğu Bölgesindeki, bir
köylü isyanı, bir proletarya partisi önderliğinde Ege ve
Çukurova köylülerinin mücadelesiyle, başlıca sanayi
şehirlerindeki işçi sınıfımızın hareketleriyle desteklenmiyorsa,
Kızıl siyasi iktidarı kuramaz ve yaşatamaz (abç).
Burada önemli bir ilke hatası sözkonusudur. Köylüler, sadece
kendi kuvvetleri ile Kızıl siyasi iktidarı kurabilir ve
yaşatabilirler. Başlıca sanayi şehirlerinin hepsinde gericiler
kesin hakimiyet kursalar ve işçi sınıfı hareketini uzun bir süre
tamamıyla bastırsalar dahi, köylüler yine de Kızıl siyasi
iktidarı kurup yaşatabilirler ve bu, imkansız bir şey değildir.
Bu takdirde köylü hareketini bastırılmaya mahkum ilan etmek,
bugün açısından, başlıca sanayi şehirlerinde örgütlenmeden silah
patlatmamak gibi sağ bir hataya sürüklediği gibi, gelecek
açısından da devrimi imkansız göstermekle eşittir. İşçi
hareketlerinin bastırılması, işçilerle köylüler arasındaki
dayanışmanın koparılması, elbette köylü hareketini zaafa uğratır
ama, niçin bastırılmaya mahkum etsin? Şehirlerde gericiler
tamamen hakim olup bir süre işçileri susturabildikleri
dönemlerde bile Çin Devrimi muzafferane ilerlemedi mi?
Nitekim, bundan şöyle bir sonuca varılıyor:
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Kızıl siyasi iktidar, sınırlı
olarak yürütülen bir mücadeleyle değil, proletarya partisinin,
ülke çapında birleştirdiği ve yönettiği bir mücadeleyle
kurulabilir ve yaşatılabilir (abç).
Daha açık bir ifadeyle, bütün ülke çapında örgütlenmeden ve
bütün halkın mücadelesini birleştirip yönetecek hale
gelmeden Kızıl iktidar kuramayız. Aman elimizi kaldırmayalım.
Sanki burada sözü edilen Kızıl iktidar, bir veya birkaç bölgede
kurulacak siyasi iktidar değil de, bütün ülkede kurulacak siyasi
iktidardır. Sonuç olarak, devrimin dengesiz gelişmesi gerçeğinin
ve iktidarın kırlardan parça parça alınacağı tezinin geniş
ölçüde terkedildiğini görüyoruz.
Ben şunu söylüyorum: Kızıl iktidarın kurulması ve yaşatılması
için (silahlı mücadele için değil), bütün ülke çapında
örgütlenmek, bütün halkın birleştirilmiş olması ve bizim
tarafımızdan yönetiliyor olması şart değildir. Böyle bir şartı
Mao Zedung da zaten koymamıştır. Bu iyi bir şeydir ama, bugün
sahip olamadığımız ve devrimin ülke çapında zafere doğru
ilerleyeceği döneme kadar daha pek sahip olamayacağımız bir
şeydir. Halbuki, mevcut kuvvetlerimizi üç-beş önemli bölgede (kuvvetlerimizin
ve şartların elverdiği ölçüde) yoğunlaştırarak ve buralarda
silahlı mücadeleyi başlatarak sağlam ve politikası doğru bir
parti ve oldukça güçlü bir kızıl ordu yaratabiliriz (bugün
eksik olan da budur) ve Kızıl iktidarlar kurup yaşatabiliriz. Ve
işçi sınıfı mücadelesi tamamen bastırıldığı dönemlerde bile (bu,
aleyhte bir şey olmakla birlikte) bu iktidarları, doğru bir
strateji izlemek şartıyla yaşatabiliriz. Mesela, Dersim İsyanını
alalım: Köylüler sadece kendi gayretleriyle ve aşiret
reislerinin önderliğinde bölgeyi üç sene kontrol altında
tutmuşlardır. Eğer aşiretler birbirine düşürülmeseydi ve doğru
bir önderlik, komünist partisinin önderliği olsaydı, hiçbir
zaman Dersim ayaklanması bastırılamazdı. Bu, köylülerin
ifadesidir ve buna benzeyen başka örnekler de vardır.
Dördüncü ve beşinci nokta: Parti ve ordu. Yazıda bu
noktalar üzerinde hiç durulmamış, birer cümlelik açıklamayla
yetinilmiştir. Parti ve ordu, nerede, nasıl ve hangi mücadele
içinde inşa edilecektir. Ve özellikle içinde bulunduğumuz
dönemde bu konudaki görevlerimiz nelerdir? Bunlar hiç ele
alınmıyor. Oysa bugün, Kızıl iktidar için asıl eksik olan şey
bunlardır ve diğer şartları (kitle temeli, iktisadi bakımdan
yeterli kaynak, askeri harekâta elverişli arazi) sağlayan
bölgelerde partiyi ve orduyu inşa ettiğimiz takdirde bunları
birer Kızıl iktidar alanı yapabiliriz (parti elbette sadece
sözkonusu yerlerde inşa edilmeyecektir, ama esas olarak
buralarda ve silahlı mücadele içinde inşa edilecektir).
Birinci soruya verilen cevapla ilgili olarak iki noktaya da
kısaca değinip, diğer soruya geçeceğim.
Birincisi: Ordu içindeki çelişmeler ayrı olarak ele
alınmamalı, sosyal sınıflar arası çelişmelerin bir tezahürü
olarak ele alınmalıdır. Neredeyse, yurtsever subaylar diye
yeni bir sınıf icat edeceğiz. Bütün bildirilerimizde ve
yayınlarımızda da uzun süredir, işçiler, köylüler dediğimiz
her yere, baş köşeye bir de yurtsever subayları oturtuyoruz.
Eski asker sivil aydın zümrenin yerini bu almışa benziyor.
Yurtsever subaylar dediğimiz kimseler, milli burjuva
ideolojisini benimseyen ve sınıflamada onların arasına girecek
olan kimselerdir. Milli burjuvazi diye ele alalım ve icap ettiği
yerde de, yurtsever subayları milli burjuvazinin bir parçası
olarak ele alalım.
İkincisi: Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı.
Artık bu Buharinci formülasyondan da vazgeçelim. Ve Kürt
milletinin kendi kaderini tayin hakkı diyelim.
Zamanım çok az kaldığı için ikinci sorunun cevabına geçiyorum.
Bu mesele incelenirken bence şu üç noktanın kuvvetle ve açık
olarak belirtilmesi gerekir.
1) Emperyalizmin dolaylı yönetiminde olan yarı-sömürge,
yarı-feodal ülkelerde iktisadi yapıdaki değişme nasıl olmaktadır?
2) Genel olarak ülkenin iktisadi yapısındaki dengesizlik.
3) Emperyalizmin işgali altında olan herhangi bir
ülkedeki milli devrim ile yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerdeki
özü toprak devrimi olan demokratik devrim arasındaki farklılık.
Birinci nokta: Yazıda bir cümleyle belirtilmiş. Aydınlık
sayılarında da bu konuda yazılan yazılarda açıklık yok. Genel
olarak şöyle söyleniyor: Bir yandan feodal ilişkiler çözülür,
öte yandan bu çözülme sınırlı olur. Bunun pratikte neyi ifade
ettiği pek anlaşılmıyor. Olan şudur: Toprak ağalığı yavaş yavaş
ve uzun bir süreç içinde kapitalist çiftlikler haline gelmekte
ve bu arada köylü üzerindeki feodal hakimiyet ve sömürü
biçimleri uzun bir süre devam etmektedir. Hatta toprak ağasının
toprağında çalışan köylü, ücretli işçi haline geldiği zaman bile,
eski toprak ağası olan yeni çiftlik beyi, köylü üzerindeki
eski imtiyazlarından (mesela, angarya çalıştırma gibi) bir
kısmını muhafaza etmektedir ve bu gelenek şeklinde
yerleşmektedir. Köylü usulü hal tarzı veya devrimci hal tarzı
ise, güçlü bir köylü isyanıyla feodal mülkiyeti ve onun üzerinde
kurulu olan feodal ilişkileri kökünden kazımak, yerle bir
etmektir.
Öte yandan toprak ağalığının olmadığı, küçük ve orta köylü
mülkiyetinin yaygın olduğu yerlerde, esas olarak kendi içinde
üretip tüketen ataerkil işletmelerde, emperyalizm bir yandan bu
gibi yerleri pazara bağlamakta, öte yandan yarı-feodal bir
özelliği olan ve sermayenin ilkel birikim şekli olan tefeciliği
bankalar, kredi kurumları vasıtasıyla destekleyerek, bunları
güçlendirmekte, köylüleri mülksüzleştirmektedir ve bu süreç de
çok ağır ve acılı olmaktadır.
Şehirlerde milli sanayi sönmekte, yerini emperyalizme bağımlı
montaj sanayii almakta ve bu gelişmektedir. Büyük ticari ve mali
kurumlar emperyalizmin kontrolüne girmektedir.
Bu nedenlerle, emperyalizmin geliştirdiği işbirlikçi kapitalizm
feodalizmi hiçbir zaman köylü usulü halledemez. Ve feodalizm,
kökünden tasfiye edilmediği sürece de köylü kitlesi önemli bir
devrimci güç olarak mevcut olur ve devrimin muhtevası,
demokratik devrim olarak kalır.
İkinci nokta: Yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerin önemli bir
özelliği de; ülkede iktisadi yapının dengesiz oluşudur. Bazı
bölgelerde feodal ilişkiler daha fazla çözüldüğü halde, diğer
bazı bölgelerde kuvvetle devam eder. Emperyalizm, bu
dengesizliği ortadan kaldırmak bir yana, daha da artırır.
Ülkemizin doğusu ile batısı arasında böyle bir durum kuvvetle
mevcuttur. Ülkenin daha ileri olan kesiminde demokratik devrim
genel köylü kitlesi için pek önem taşımasa bile (ki, bizde en
ileri olan Ege bölgesinde bile taşıyor), geri bölgelerin geniş
köylü kitleleri için hâlâ önemini koruyacaktır.
Demokratik devrim gündemde bulundukça, köylülere dayanma
meselesi de gündemde olacaktır. Çünkü demokratik devrim, özü
itibarıyla bir köylü devrimidir. Kaldı ki, biz genel nüfus
içerisinde bugün köylülerin % 70i teşkil ettiği bir ülkede
yaşıyoruz. Emperyalizm feodalizmi tasfiye etsin, biz de
sosyalist devrimi yapalım, tam bir Menşevik mantığı olur.
Menşevikler de Lenine karşı, demokratik devrim burjuvazinin
görevidir, ona müsaade edelim, köylülerin başına geçerek
burjuvaziyi ürkütmeyelim vs. demişlerdi. Lenin ise derhal,
kararlı proletaryanın, kararsız, korkak ve uzlaşıcı burjuvaziyi
bir kenara bırakarak köylülerle ittifak kurmasını, kararlı bir
şekilde devrimi sonuna kadar götürmesini ve durmadan sosyalizme
geçilmesini savunmuştu. Bu, Marksist-Leninist kesintisiz ve
aşamalı devrim teorisidir. Mao Zedung bunu yarı-feodal,
yarı-sömürge Çin şartlarına uygulamıştır. Bizim gibi yarı feodal,
yarı-sömürge ülkelerde devrimin kırlık bölgelerden şehirlere
doğru gelişmesinin iki nedeni vardır: Birincisi, demokratik
devrimin özünün toprak devrimi olması, ikincisi de ülkemize
hakim olan emperyalizmin ve onun uşaklığını yapan gericilerin (özellikle
emperyalizmin) şehirleri ve ileri bölgeleri tamamen kontrolleri
altına almış olmalarıdır. Emperyalizmin, yarı-sömürge olmamız
dolayısıyla, ülkemiz üzerindeki boyunduruğu da, devrimin geri
kırlık alanlarda üsler kurarak oradan şehirlere doğru
gelişmesini gerekli kılmaktadır (bizde demokratik devrim, milli
devrimle ayrılmaz bir şekilde birleşmektedir).
Yarı-sömürge, yarı-feodal bir ülkede feodalizmin zayıflığı,
toprak devriminin görevlerini azaltır veya sınırlarını daraltır,
o kadar.
Üçüncü nokta: Emperyalizmin fiili işgali altında olan bir ülkede
de devrim, kırlık bölgelerden şehirlere doğru gelişir. Bu ülke,
ister feodalizmi tasfiye edememiş geri bir ülke olsun, isterse
gelişmiş kapitalist bir ülke olsun. İşte, İkinci Dünya
Savaşında Fransa. Çünkü emperyalizm ilk başta; ulaşım
imkanlarının fazla olduğu şehirleri ve ana yolları ele geçirir,
buralara hakim olur. Fakat geniş kırlık bölgeleri kontrol edemez.
Yalnız bu durumda devrimin özü toprak devrimi değil, milli
devrimdir. Eğer, işgal altındaki ülke aynı zamanda yarı-feodal
bir ülke ise, toprak devrimi tamamen ortadan kalkmaz ama,
ikinci plana düşer. Eğer, kapitalist bir ülke ise (Fransa gibi),
toprak devrimi meselesi söz konusu değildir.
Kardeşim,
Zamanım bitmek üzere. Diğer mektuptan bir nüsha daha yazmama
imkan yok. Şimdilik onu da yanıma alıyorum. Bir nüshasını en
kısa zamanda gönderirim.
İhtilalci selamlar
Bektaş
Ocak 1972
|