|
1.
Kemalist Devrime Önderlik Eden Sınıflar, Türk Büyük
Burjuvazisi ve Toprak Ağaları Sınıflarıdır:
Şnurov yoldaş şöyle diyor:
Devrimin önderi M. Kemale izafeten Kemalist adı verilen bu
Türk milli devrimini Türkiyenin milli burjuvazisi, yani tüccar,
toprak ağası ve o sırada Türkiyede çok az sayıda bulunan
sanayiciler yönetiyordu (*).
Kemalist devrim, Jön Türk devriminin benzeri ve izleyicisidir.
Şnurov, bunu da şöyle anlatıyor:
Esasen fakir olan ülkeyi insafsızca soyan büyük toprak
sahipleri ile din adamlarının ve en başta sultanlarının
hakimiyeti neticesinde Türkiye tamamen Avrupa sermayesinin eline
düşerek, Avrupa kapitalizminin kölesi olmuştu. 1908 senesinde
sultanın hakimiyeti, Türkiye tarihinde ilk defa olmak üzere Türk
ticaret burjuvazisi, subaylar ve asilzadelerin [eşrafın]
birleşmiş gücü ile kökünden sarsılmıştır. Bu burjuva devrimi,
Jön Türk devrimi olarak tanınmaktadır ve bunu, başlangıçta halk
yığınları da desteklemiştir (...).
[Jön Türk devriminden sonra da] Türkiye yarı-sömürge
karakterini muhafaza ediyordu. Yani kapitalist ülkelerin,
hammadde alıp, sanayi mamullerini sattıkları bir pazar
durumundaydı. Politik bakımdan Türkiye bağımsız sayılıyordu.
Fakat Türkiye, emperyalist ülkelerin elinde oyuncaktı. Bu yüzden
Türkiye, ekonomik yönden aşırı derecede bağımlı bulunduğu
Almanya tarafından Birinci Dünya Savaşına itildi ve Almanya
uğruna savaştı. Almanya savaşı kaybedince, Türkiye tam anlamıyla
yağma edildi. Ülkenin bütünlüğünü korumak için ikinci bir
devrime ihtiyaç hasıl oldu.
Bu defa Kemalist devrim adı ile tanınan devrim,
İngiliz-Fransız emperyalizmine karşı yapılmıştır.
... Devrimin başına Türk ticaret burjuvazisi geçti. Türkiye
tarım memleketi olduğu için, tüccarların başlıca alışverişi
tarım ürünleri üzerine idi. Böylece ticaret burjuvazisi, ağalar
ve büyük toprak sahipleri ile sıkı bağlar kurdu. Her Türk
köyünde ağa ve toprak sahibi, aynı zamanda tefeci ve köylü
ürünlerinin belli başlı alıcısı ve satıcısı idi. Bu ağaların
bazen un değirmeni, yağ veya kuru meyve işleyen küçük
imalathaneleri ve diğer ufak tefek teşebbüsleri oluyordu. Ağalar
aynı zamanda tarım ürünlerini toptan satın alan büyük ticaret
firmalarının acenteleri durumundaydılar.
Bu koşullar altında, Türkiye, Avrupa kapitalistlerine yenilmiş
olsaydı, yabancılar en kısa zaman içinde bütün ticareti ve
sanayii ele geçireceklerdi. Türk burjuvazisi bir ölüm kalım
sorunu ile karşı karşıya idi. Kapitalistlerin işgali altındaki
liman şehirleri olmazsa, devlet kendilerini desteklemezse,
yabancılara verilen imtiyazlar devam edip Türkiye her bakımdan
yabancı kapitale bağlı kalırsa, yurdun öz ticareti ve sanayii er
geç ölecekti. Tüccarı, sanayiciyi, tarım ürünlerini yabancı
ülkelere satan ağa ve büyük toprak sahiplerini devrimci kılan
işte bu tehlike idi. Köylü, işçi ve küçük esnafın kapitalistler
ve toprak ağalarına karşı duyduğu hoşnutsuzluk, ustalıkla
yabancı kapitalistlerle mücadeleye dönüştürüldü. Bunun için
devrim, bütün yurda yayılarak milli bir karakter aldı.
Kemalist devrim esas olarak ticaret burjuvazisinin başını
çektiği, fakat bunların bir kısım ağalar, büyük toprak sahipleri
ve tefecilerle de ittifakına dayanan bir milli burjuva
devrimidir ve burjuvazi ilk başlarda halkın desteğini almayı
başarmıştır.
Yukarıdaki milli burjuva kavramı üzerinde kısaca durmak
gerekiyor. Lenin, Stalin ve Şnurov yoldaşlar, Kemalist devrimden
bahsederken milli burjuva kavramını, Türk olan burjuva
anlamında kullanmaktadırlar. Milli burjuva-komprador burjuva
ayrımı, onlarda henüz yoktur. Bu kavramı daha sonra, yeni
anlamıyla Mao Zedung yoldaşta görmekteyiz. Lenin, Stalin ve
Şnurov yoldaşlar, Kemalist devrime, milli burjuva devrimi
derken, kastettikleri komprodar olmayan burjuvazinin devrimi
değildir; kastettikleri Türk olan burjuvazinin devrimidir.
Yine sözünü ettiğimiz broşürde Şnurov yoldaş, toprak ağalarını
ve tefecileri de burjuva kavramı içinde düşünmektedir. Mesela;
Türkiyenin milli burjuvazisi, yani, tüccar, toprak ağası (abç)
demektedir. Burjuva kavramının bu şekilde kullanılışına, Stalin
yoldaşta ve Dimitrov yoldaşta da rastlamaktayız.
Şnurov yoldaş, Kemalist devrim milli burjuvazinin devrimidir
derken, Türk olan ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının,
tefecilerin az sayıdaki sanayi burjuvazisinin devrimiydi
demektedir ve zaten bütün bu sınıfları tek tek de saymaktadır.
Bu sınıflar, bugün kullandığımız anlamıyla milli miydi,
komprador muydu, bunun üzerinde duralım:
Stalin yoldaş, Yeni Demokrasi kitabında Mao Zedung yoldaşın
yaptığı alıntıda Kemalist devrim, üst tabakanın, milli ticaret
burjuvazisinin bir devrimidir demektedir (abç).
Üst tabaka, İttihat ve Terakki içinde palazlanmış olan, önce
Alman emperyalizmine uşaklık eden, Birinci Dünya Savaşında
Alman emperyalizminin yenilgisinden sonra da, İngiliz- Fransız
emperyalizmine yaklaşan, Türk komprador büyük burjuvazisinin ta
kendisidir.
Türk burjuvazisinin önce İttihat ve Terakki Cemiyeti etrafında
toplandığını, bu sınıfın subaylar ve asilzadelerle birlikte 1908
Jön Türk devrimine önderlik ettiğini biliyoruz. İttihat ve
Terakki Cemiyeti iktidar makamına oturduktan sonra, dünya
şartlarının ve Türkiyenin tasfiye edilemeyen yarı-sömürge
yapısının zorlamasıyla İttihat ve Terakkiciler, Alman
emperyalizmi ile işbirliğine giriştiler. Bir yandan burjuvazinin
bir kanadı hızla büyüdü, palazlandı, Türk büyük burjuvazisini
oluşturdu; öte yandan Abdülhamit zamanından beri mevcut olan
genellikle azınlık milliyetlere mensup komprador burjuvazi
varlığını devam ettiriyordu. İttihat ve Terakki Partisi,
birincilerin menfaatini temsil ediyordu. İttihat ve Terakki
Partisi, Alman emperyalizminin sadık uşağı, işçi sınıfının ve
diğer emekçilerin de azılı düşmanı olup çıktı. Türk
burjuvazisinin büyüyen ve kompradorlaşan kanadı (yani Türk
komprador büyük burjuvazisi), Birinci Dünya Savaşı yıllarında,
istibdat şartlarında, savaş araç ve gereçleri alım satımı, vagon
tekeli, zorunlu ihtiyaç maddeleri üzerinde yapılan vurgunlar, vb.
yoluyla muazzam zenginleşti. Büyük servetler, sermayeler edindi.
Bunlar, Alman emperyalizminin kesin iflası ve bu sebeple kendi
egemenliklerinin de tehlikeye düşmesi karşısında, İtilaf
emperyalizmine kuyruk sallamaya, onunla yakınlaşmaya ve bu yolda
gerekli tedbirleri almaya giriştiler.
İşte Stalin yoldaşın, üst tabaka dediği bunlardır.
Şnurov yoldaş, broşürünün bir yerinde Türk burjuvalarının,
devrimci olmadıkları halde (abç), Milli Kurtuluş Savaşına
katılmak zorunda kaldıklarını belirtiyor. Geri ülkelerde
komprador olmayan burjuvazi, yani milli burjuvazi, bilindiği
gibi, sınırlı da olsa, devrimci bir nitelik taşır. Devrimci
olmayan sınıf, emperyalizmle menfaat birliği halinde olan
komprador burjuvazidir.
Yine Şnurov yoldaş, ağalar aynı zamanda tarım ürünlerini toptan
satın alan büyük ticaret firmalarının acenteleri durumundaydı
diyor. O yıllarda büyük ticaret firmalarının, geniş ölçüde
emperyalistlerin kontrolünde veya elinde olduğu da bilinen bir
gerçektir.
Bütün bunlar şunu gösteriyor ki, Milli Kurtuluş Savaşının
önderliği, ta başından itibaren İttihat ve Terakki içindeki Türk
komprador büyük burjuvazisinin, toprak ağalarının ve tefecilerin
eline geçmiştir. Bu sınıfları, kurtuluş savaşına iten sebepleri
biraz yukarıda Şnurov yoldaş açıklamaktadır.
Bir noktayı daha belirtelim: İttihat ve Terakki içinde,
palazlanamayan kesim, yani orta burjuvazi de varlığını devam
ettiriyordu. Kurtuluş Savaşı içinde burjuvazinin bu kanadının da
son derece önemli bir rol oynadığı açıktır. Biz, önceleri,
Kurtuluş Savaşına milli karakterdeki orta burjuvazinin önderlik
ettiği görüşündeydik. Fakat Stalin yoldaşı ve Şnurov yoldaşı
daha dikkatli olarak inceleyince bu görüşün yanlış olduğunu
gördük. Milli karakterdeki orta burjuvazi, Kurtuluş Savaşının
önderi değildir ama, Kurtuluş Savaşında önemli bir rolü vardır.
Müdafaa-i hukuk cemiyetleri içinde örgütlenenler, çoğu ticaretle
uğraşan Türk komprador büyük burjuvaları, toprak ağaları,
tefeciler, kasabaların eşraf takımı ve milli karakterdeki orta
burjuvazidir. Kurtuluş Savaşına önderlik eden sınıflar, işte bu
sınıflardır.
2. Kemalistler, Daha Kurtuluş Savaşı Yıllarındayken
Emperyalistlerle İşbirliğine Girişiyorlar:
Emperyalistler ufak tefek tavizler vermeye başlayınca,
Kemalistler gene, hemen Fransa, İngiltere ve diğer memleketler
burjuvazisiyle anlaşmalar imza etmekte gecikmediler.
... Kemalistlerin korkusu şu idi: Savaş devam ederse, emekçi
kitleleri yabancı sömürücülere karşı mücadele ile yetinmeyip,
kendi yurttaşı olan sömürücülere karşı da savaşa
girişebilirlerdi.
Şnurov böyle diyor. Stalin yoldaş ise, daha 30 Kasım 1920de
şunları yazıyordu:
İtilaf devletlerinin kesin tarafsızlığı ile Ermenilerin
Kemalistler tarafından yenilmesi, Trakya ve İzmirin Türkiyeye
geri verilmesi söylentileri, İtilaf devletlerinin ajanı Sultan
ile Kemalistler arasındaki görüşme söylentileri, İstanbulun
boşaltılması planı ve son olarak Türk Batı cephesindeki
durgunluk, bütün bunlar İtilaf devletlerinin Kemalistlere ciddi
olarak kur yaptığının ve Kemalistlerin belli bir sağa dönüş
yaptıklarının belirtisidir (abç).
İtilaf devletlerinin iltifatlarının ne şekilde sonuçlanacağı ve
Kemalistlerin sağa gidişlerinde ne kadar ileri gideceklerini
söylemek zordur. Birkaç yıl önce sömürgelerin kurtuluşu için
başlayan mücadelenin her şeye rağmen güçleneceği, Rusyanın bu
mücadelenin öncüsü olarak bütün gücüyle ve bütün vasıtalarla bu
mücadele taraftarlarını destekleyeceği, bu mücadelenin, ezilen
halkların davasına ihanet etmedikleri sürece Kemalistlerle
birlikte veya İtilaf devletleri cephesine geçerlerse,
Kemalistlere karşı zafere ulaşacağı bütün şüphelerin dışındadır.
Kemalistler, ilk başlarda açıkça İtilaf devletlerinin saflarına
geçmediler ama, dışarda sosyalist Sovyetler Birliğine ve içerde
komünistlere, işçi sınıfına ve diğer emekçi halka karşı, onlarla
el altından işbirliği yapmayı da ihmal etmediler. M. Kemal ve
hükümeti, Sovyetler Birliğine karşı ikiyüzlü bir politika
izlemişlerdir. Bir yandan, yardım koparmak için en aşırı
iltifatları yağdırırken, öte yandan ABD, İngiltere, Fransa ile
yapılacak gizli anlaşmalar için zemin aramaktadırlar. Çiçerine
gönderilen yardım talebinden iki ay sonra, M. Suphi ve 14
yoldaşı hunharca öldürülmektedir. Ayrıca Anadoludaki
komünistlere karşı da bir sindirme kampanyasına girişilmektedir.
Çünkü, Kemalist burjuvazi, 23 Şubat 1921de toplanan Londra
Konferansına komünistleri katlederek katılırsa, Avrupalı
efendilerinin teveccühünü kazanacağını, Sevr Anlaşmasının
öldürücü hükümlerinden vazgeçilebileceğini hesaplamaktadır.
Konferansta delegasyonun başı Bekir Sami, Türkiyenin
anti-Sovyet blokuna katılacağını söyleyerek daha iyi anlaşma
şartları aramaktadır. Yine Londra Konferansının devam ettiği
günlerde, 28 Şubat 1921de Kemalist hükümet, Sovyetlerden
Artvin ve Ardahanın terkini istemekte ve Batumu işgal etmeye
girişmektedir. Fakat Avrupalı efendilere yaranma çabaları boşa
çıkıp efendiler Sevr Anlaşması üzerinde ısrar edince,
Kemalistler için tekrar Sovyetler Birliğine yanaşmak
mecburiyeti doğmuştur. Yunan orduları atıldıktan hemen sonra,
Sovyet yardımına ihtiyaç kalmadığı için, Kemalistler yeniden
komünizm yasağını uygulamaya girişmişlerdir. 14 Kasım 1922
tarihli İzvestia şöyle yazmaktadır:
Kemalist hükümet, komünistleri takip ettirerek, emperyalist
devletlerin teveccühünü kazanmak emelinde.
Demek oluyor ki, Kemalist hükümet, daha Kurtuluş Savaşı
içindeyken Avrupalı emperyalist efendileri ile işbirliğine
girişmiştir. Şafak revizyonistlerinin sandığı gibi Atatürkün
ölümünden sonra değil. Nitekim, Kurtuluş Savaşı dört yıl gibi
çok kısa bir sürede sona ermiştir. Şafak revizyonistleri, uzun
ve kanlı bir savaş diyorlar ama, gerçekte Kurtuluş Savaşı çok
kısa sürmüştür. Çin Devrimi ile Vietnam Devrimi ile
karşılaştırılırsa, kısa sürdüğü anlaşılacaktır. Bunda, İtilaf
emperyalistlerinin Kemalist burjuvaziye besledikleri iyi
duyguların önemli payı olduğunu kimse inkar edemez.
|