|
5. Komprador
Büyük Burjuvazi ve Toprak Ağaları
Kurtuluş Savaşından Sonra Esaslı İki Siyasi Kampa
Bölünmüştür. Kemalist Diktatörlük, Bu Kamplardan
Birinin Menfaatlerini Temsil Etmektedir:
O yıllarda hakim sınıflar arasındaki esaslı iki siyasi kamp, şu
unsurlardan teşekkül ediyordu: Bir yanda, emperyalizmle
işbirliğine girişen ve bu işbirliğini gittikçe artıran yeni Türk
burjuvazisi, eski komprador büyük burjuvazinin bir kısmı,
ağaların ve büyük toprak sahiplerinin bir kısmı, memurların ve
aydınların en üst ve imtiyazlı tabakaları. Öte yanda, henüz
tamamen tasfiye edilemeyen komprador burjuvazinin diğer bir
kısmı, ağaların ve büyük toprak sahiplerinin başka bir kesimi,
feodalizmin ve Sultanlığın ideolojik dayanakları olan din
adamları, eski ulema sınıfı artıkları. Hangi toprak ağalarının
hangi menfaat hesaplarıyla şu veya bu tarafta yer aldıklarını
bilmiyoruz. Bu, ayrı ve etraflı bir araştırmayı gerektirir.
Üzerinde durduğumuz konu açısından bunun zaten pek önemi yoktur.
Önemli olan ve tartışılmayacak kadar açık olan gerçek şudur ki,
toprak ağalarının bir kesimi Kemalist iktidara ortakken, bu
iktidarda söz ve nüfuz sahibi iken, diğer bir kesimi Kemalist
iktidarın karşısındadır. Mesela, Doğu Anadoludaki Kürt toprak
ağaları ve aşiret reislerinin yeri, genellikle ikinci kamptır.
Daha sonraları bunlar DPyi ve APyi destekleyecek, CHP
karşısında yer alacaklardır. Ama dediğimiz gibi, toprak
ağalarının bir kesimi, ta başından itibaren Kemalist iktidarın
içindedir ve ona ortaktır, devlette söz ve nüfuz sahibidir.
Birinci kampın siyasi partisi CHP idi ve köken itibarıyla
müdafaa-i hukuk cemiyetlerine dayanıyordu. İkinci kamp ise, tek
partili sistem yürürlükte olduğu müddetçe CHP içerisinde yer
almış ve iki kamp arasındaki siyasi mücadele, CHP içinde
sürdürülmüştür. Çok partili sisteme geçildiği zamanlarda da
bunlar, kendi siyasi partilerini kurmuşlardır. 1925te kurulan
Terakkiperver Fırka, 1930da kurulan Serbest Fırka, daha
sonraları kurulan DP ve AP esas olarak ikinci kampın siyasi
partileridir. Esas olarak diyoruz, çünkü, çeşitli menfaat
çelişmeleri, yeni durumlar vs. bu kampların birinden diğerine
geçişi, bunlara yeni unsurların katılmasını daima mümkün
kılmaktadır. Ve öyle de olmuştur. 1946da çok partili sisteme
geçildiğinde CHP içinden bir yığın partinin türemesi, hakim
sınıfların bütün kesimlerinin CHP içinde yer almış olmalarından
ileri gelmektedir. Kemalist iktidar, siyasi bakımdan bağımsız
bir milli burjuva iktidarı değil, birinci kampa dahil olan
komprador büyük burjuvazinin, toprak ağalarının, memurların ve
aydınların en üst ve imtiyazlı tabakasının emperyalizme
yarı-bağımlı iktidarıydı. Hatta Kemalist diktatörlük bir ölçüde,
emperyalizmle işbirliği halinde olmayan orta burjuvaziyi de
eziyordu. Kemalist iktidarın temsil ettiği komprador büyük
burjuvazi ile orta burjuvazi arasındaki ayrılık, gittikçe daha
çok berraklık kazanmıştır.
İttihat ve Terakki döneminde olduğu gibi, Cumhuriyet döneminde
de, Kurtuluş Savaşına katılan orta burjuvazinin bir kesimi, ele
geçirdiği devlet gücünü, zenginleşmek için bir kaldıraç gibi
kullanarak, devlet tekellerini yaratıp bunları kendi hizmetine
koşarak, emperyalizmle işbirliğine girişerek, onların
yatırımlarına ortak olarak hükümet makamlarını, yüksek
memuriyetleri de hizmetine sokarak, devlet bankalarından
aldıkları kredilerle, rüşvetlerle, vurgunlarla şişerek,
Türkiyeyi terkeden ve katledilen Ermeni ve Rum
kapitalistlerinin mallarına, mülklerine el koyarak iyice
zenginleştiler, milli karakterdeki orta burjuvazinin diğer
kesimlerinden koptular. Bu farklılaşma ve kopma giderek daha
belirgin hale geldi. İttihat ve Terakkici komprador Türk büyük
burjuvazisinin bir kesimi ile, bu yeni komprador Türk büyük
burjuvazisi; Kemalist iktidar içindeki hakim unsurlar işte
bunlardır! Türk burjuvazisinin bu yüksek tabakasının çıkarları,
Avrupa kapitalistleri ile ayırdedilemeyecek derecede karışmış ve
bunlar Avrupalı emperyalistlerle kesin bir tarzda işbirliğine
girişmişlerdir.
Nasıl, 1924-1927 Çin Devriminden hemen sonra iktidar, orada
komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının eline geçmişse,
Türkiyede de bu olayın bir benzeri Çindekinden daha önce
cereyan etmiştir.
Stalin yoldaş aynı fikri, başka bir tarzda ifade ederek şöyle
diyor:
Kemalist devrim üst tabakanın (abç), milli ticaret
burjuvazisinin bir devrimidir. Yabancı emperyalistlere karşı
mücadelenin içinden yükselen ama daha sonra özünde köylülere ve
işçilere, bir toprak devrimi imkanına karşı gelişen bir
devrimdir (abç).
Burada üzerine parmak basmak istediğimiz nokta şudur: Kemalist
iktidar orta burjuvazinin, yani milli burjuvazinin menfaatini
temsil etmiyordu, bu sınıfın içinden çıkıp palazlanan ve
kompradorlaşan kesim ile İttihat ve Terakki zamanında palazlanan
ve kompradorlaşan büyük burjuvazinin bir kesiminin menfaatini
temsil ediyordu. Orta burjuvazinin büyüyemeyen kesimi ise yine
CHPnin içinde tutuluyor ve işçilere, köylülere karşı bunlar da
destekleniyordu. Nasıl 1924-1927 Birinci Devrimci İç Savaştan
sonra, Çinde orta burjuvazi Guomindang içinde ve safında
yeralmışsa, Türkiyedekiler de CHP içinde ve safında yer
almışlardır. Hakim sınıflar içindeki mücadele, sanıldığı gibi,
iktidarı elinde tutan milli burjuvazi ile komprador büyük
burjuvazinin ve toprak ağalarının arasında cereyan etmiyordu.
Esas olarak, komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının
iki kanadı arasında cereyan ediyordu. Milli karakterdeki orta
burjuvazi, bu kanatlardan birinde ikincil bir güç olarak yer
alıyordu. Bu noktanın kavranması, gerek dünün, gerek bugünün
açıklanmasında son derece önemlidir. CHPye, nispeten ilerici
bir karakter kazandıran şey, onun içinde başından beri sosyal
bir güç olarak mevcut olan fakat partiye hakim olmayan bu milli
karakterdeki orta burjuvazidir. TİP, D. Avcıoğlu, H. Kıvılcımlı,
Şafak ve TKP revizyonistlerinin (geçmişte ve bugün) iddia ettiği
gibi, Kemalist iktidar, devrimci ve ilerici bir iktidar değildi.
Kemalist iktidarla ittifak yapmayı düşünmek, karşı-devrim safına
iltica etmek demekti. Çünkü Kemalist iktidarın kendisi, bizzat
karşı-devrimi temsil ediyordu. Revizyonistlerin karşı-devrim
dediği, cumhuriyet düzeninin yıkılması ve Sultanlığın tesisidir.
Oysa böyle bir şey, artık burjuvazinin genç kesimlerinin de
işine gelmez, hatta eski Türk büyük burjuvazisinin de... Dünyada
gelişmeler öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, yuvarlanan taçları
kimse başına koymaya cesaret edememektedir. Taçlı bir yönetim
artık hakim sınıfların ihtiyaçlarını karşılayamaz,
egemenliklerini koruyamaz. Bunu, burjuvazi de bilmektedir. Artık
karşı-devrim, demokratik cumhuriyet maskeli faşist diktatörlük
olabilir ve öyle de olmuştur.
|