|
7. Kemalist Diktatörlük,
Azınlık Milliyetleri
ve Özellikle Kürt Milletini Amansız Milli Baskı Politikasıyla
Ezdi,
Kitle Katliamlarına Girişti, Türk Şovenizmini Bütün Gücüyle
Körükledi:
Kemalist diktatörlük, azınlık milliyetlerin, özellikle Kürt
milletinin bütün haklarını gaspetti. Onları zorla Türkleştirmeye
girişti. Dillerini yasakladı. Zaman zaman başgösteren Kürt milli
hareketini, bazı Kürt feodalleriyle de el ele vererek insafsızca
ezdi, peşinden kitle katliamlarına girişti, kadın erkek, çoluk
çocuk, genç ihtiyar, binlerce insanı katletti, askeri yasak
bölge ilanlarıyla, örfi idare zorbalıklarıyla Kürt halkı için
hayatı çekilmez hale getirdi. Sadece Dersim ayaklanmasından
sonra katledilen Kürt köylülerinin sayısı 60.000in üstündedir.
Lozanda Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı alçakça
çiğnendi. Kemalistlerle emperyalistler, Kürt ulusunun kendi
istek ve eğilimini hiçe sayarak, pazarlıkla, Kürdistan bölgesini
çeşitli devletler arasında böldüler. Azınlık milliyetlere ve
özellikle Kürtlere, son derece aşağılayıcı muamele yapılıyordu,
onlara her türlü hakaret mubah görülüyordu.
Kemalist diktatörlük, Türk şovenizmini körüklemeye girişti.
Tarihi yeni baştan kaleme alarak, bütün milletlerin Türklerden
türediği şeklinde ırkçı ve faşist teoriyi piyasaya sürdü. Diğer
azınlık milliyetlerin tarihini, kitaplardan tamamen sildi. Bütün
dillerin Türkçeden doğduğu şeklindeki Güneş Dil Teorisi
safsatasını yaydı. Bir Türk dünyaya bedeldir, Ne mutlu Türküm
diyene cinsinden şovenist sloganları ülkenin her köşesine,
okullara, dairelere, her yere soktu. Böylece, çeşitli
milliyetlere mensup işçiler ve emekçiler arasına milli düşmanlık
ve kin tohumları saçtı; işçilerin ve emekçilerin birliğini ve
dayanışmasını baltaladı. Türk işçi ve emekçilerini, kendi
şovenist politikasına alet etmek istedi.
Kemalist diktatörlüğün milli meselede izlediği çizgi, tam
anlamıyla Türk şovenizmidir. Ve bilindiği gibi, faşist
diktatörlüklerin bir özelliği de, hakim ulus şovenizmini
körüklemek, milli düşmanlıklar yaratarak ve kışkırtarak, emekçi
halk kitlelerini bölmek, birbirine düşürmektir.
8. Kemalistler, Devlet Tekelleri Kurarak, Rekabeti Geniş
Ölçüde
Ortadan Kaldırarak, Halk Kitlelerini İnsafsızca Sömürdüler.
Tekeller Sayesinde Hükümetin Kendisi de
Bir Müteşebbis Olup Çıktı. Müteşebbislikle Hükümet Üyeliğini
Birleştiren Tekeller,
Burjuvaziye Bürokratik Bir Nitelik Kazandırdı:
Devlet gücünü tamamen eline geçiren Kemalistler, bu gücü
alabildiğince zenginleşmek, palazlanmak için kullandılar.
... Hükümet, bir sürü ticaret tekeli kurarak satılan maddelerin
vasıtalı vergilerini durmadan artırmaktadır. Tanınmış bir
gazeteci, tekel kelimesi, Türk halkı için, kanunlaşmış soygun
anlamına geliyor demektedir. Almanyada çıkan Bergwerk-Zeitung,
25 Eylül 1927 tarihli sayısında, tekelcilik politikasının nasıl
bir soygun olduğunu ve vergilerin korkunç hacmini gösteren
rakamlar yayınlamıştır. Buna göre, gazyağının İstanbula teslim
fiyatı 4,5 kuruştur (litresi), satış fiyatı ise 16,5 kuruş; yani
fiyat dört misli artıyor. Benzin fiyatı 7 kuruştan (alış fiyatı)
11,5 kuruş imtiyazlı satış fiyatına çıkıyor (fabrika, atölye,
vs... için). Şekerin fiyatı yarı yarıya artıyor. Bu vasıtalı
vergiler, tekellerle birlikte 1927-1928 senelerinde devlet
gelirinin beşte üçünü teşkil ediyor. Tüccar ve kapitalistler bu
vergilerden mağdur olmuyor. Çünkü bu vergiler, satış
fiyatlarının artırılması ile tüketiciden tahsil ediliyor. Bu
vergilerin tüm ağırlığını emekçiler taşıyor. Çünkü, yoksul
insanların gelirinin en büyük kısmı yiyecek ve diğer birinci
derecede gerekli maddelere harcanıyor (Şnurov, s. 31-32).
Kemalist hükümet, fabrika ve tesis sahiplerini korur, çünkü
Kemalist olan ticaret burjuvazisi, sermayesini henüz gelişen
sanayi kollarına yatırır... Birçok teşebbüsler ve ticari
müesseseler, hükümet bankalarından aldıkları para ile
kurulmuştur. Birçok tesisin sermayesi, yalnız kısmen özel
sermaye sayılabilir. Bu sermayenin büyük kısmı, özel şahıslar
elinde fazla sermaye bulunmadığından, hükümet tarafından ödenir.
Kemalist hükümet de bir sürü tekeller kurdu: Tütün işleme ve
ihraç etme tekeli, şeker, gazyağı, kibrit, tuz, barut, iskambil
kağıdı, liman işleri, vs...
Bu tekeller sayesinde hükümetin kendisi de müteşebbis bir
tüccar haline geldi. Demiryolları ya devlet hazinesinden ya da
yabancı kapitalistler tarafından yapılıyor; bu yabancı
kapitalistlere hükümet rahat çalışma şartlarını sağlamak
zorundadır. Yabancı yatırımlarla çalışan şirketlerde de, durum
başka değildir... (s. 49).
Demek ki, sözkonusu olan şey, devlet eliyle milli burjuvazi
yaratmak değildir. Sözkonusu olan, bütün devlet imkanlarını,
Kemalist burjuvazinin zenginleşmesine ve palazlanmasına tahsis
etmektir. Devlet tekelleri de bu amaca hizmet ediyordu. Kemalist
burjuvalar, devlet tekelleri yaratarak ve bunları kendi
hizmetine koşarak, bu alanlarda rekabeti geniş ölçüde ortadan
kaldırıyor, böylece işçi ve köylüleri yüksek tekel kârlarıyla
daha da insafsızca sömürüyordu... Öte yandan tekelci-devlet
kapitalizmi, Şnurovun da işaret ettiği gibi, müteşebbislikle
hükümet üyeliğini birleştirerek, burjuvaziye bürokratik bir
karakter kazandırıyor, yani bürokrat-burjuvaziyi doğuruyordu.
1929-1930 dünya kapitalizminin buhranı, Türkiyede de kendini
gösterince, CHP, devletçiliğe daha da sıkı sarılmış, buhrandan
kurtulmak için, devletçiliği bir zırh gibi kullanmak
istemiştir. CHPnin devletçiliğinin esası budur.
|